«------• FiLoZo...'s profileiste karsınızda bennn !!...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    April 29

    buyursunlar efendim

     
      
     
     
    Image Hosted by ImageShack.us
     
     
     
    Kendime Öğüt

    Uslanma hiç hep deli kal
    Büyüme sakın çocuk kal
    Es deli deli böyle kal
    Son harmanında sevdanın
    Tüken toz toz savrula kal
    Suçüstü bulmalı ölüm
    Ölürken de sevdalı kal...

    Aziz Nesin

      

      Image Hosted by ImageShack.us

     

    Ne doğan güne hükmüm geçer,
    Ne halden anlayan bulunur;
    Ah aklımdan ölümüm geçer;
    Sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur.
    Ve gönül Tanrısına der ki:
    - Pervam yok verdiğin elemden;
    Her mihnet kabulüm, yeter ki
    Gün eksilmesin penceremden!

    Cahit Sıtkı Tarancı

       

     

    Image hosted by Photobucket.com  mevlana'dan Image hosted by Photobucket.com

    Sevgide güneş gibi ol,
    dostluk ve kardeşlikte
    akarsu gibi ol,
    hataları örtmede gece gibi ol,
    tevazuda toprak gibi ol,
    öfkede ölü gibi ol,
    her ne olursan ol,
    ya olduğun gibi görün,
    ya göründügün gibi ol.


    April 18

    siyah

    HOŞÇAKAL


    siyah beyaz tuşlarında piyanomun
    seni çalıyorum şimdi
    çaldıkça çoğalıyorsun odada
    sen arttıkça ben kayboluyorum

    seni doğuruyorum geceye
    adını koyuyorum aya bakarak
    her şey sen oluyor her yer sen
    ben ölüyorum

    sesini duyuyorum rüyalarımda
    gözlerimi kamaştırıyor ışığın
    rüzgar sen gibi dokunuyor bana
    ben doğuyorum

    duymak istediklerimi söylemiyorsun hiç
    dokunmuyorsun bana
    sen gibi bir şimşek çakıyor
    tam kalbime düşüyor yıldırımı
    ben gidiyorum
    Özdemir Asaf

     
     Image Hosted by ImageShack.us

     

    AŞK OLSA GEREK

    Öyle tutkuluydun ki hayata başlarken...
    Şimdiyse küçücük bir çiçek teselli ediyor seni...
    Aradaki o büyük boşluğun adı,
    aşk olsa gerek...
     

     

    Image Hosted by ImageShack.us 

     

      
              tozlu bir şemsiye durur 
              çatı katındaki odanın 
              kuytu bir köşesinde 
              kumaşındaki eski yağmurların  
              hüzünlü kokusuyla 
              
              anımsar mısın bilmem 
              yağmurun bardaktan 
              boşanırcasına yağdığı o günü 
              hani şemsiyeyi iyice çekip başımıza  
              dudaklarımla hesaplamıştım 
              yüz ölçümünü 
              
              nicedir sokağa çıkarmıyorum
              şemsiyeyi 
              korkuyorum çünkü 
              kapısı açık kafesinden 
              uçan bir kanarya gibi 
              beni ikinci kez terk etmenden 
               
              yanıt alamayacağımı bilsem bile  
              yanına gidip  
              sorarım hergün şemsiyeye 
              altında elele 
              nasıl görünürdük diye
        Sunay Akın
    

             

      Image Hosted by ImageShack.us

             

      BEN BENDE DEĞİL

    Ben bende değil, sende de hem sen, hem ben,
    Ben hem benimim, hem de senin, sen de benim,
    Bir öyle garip hale bugün geldim ki
    Sen benmisin, bilmiyorum, ben mi senim. 

     

     

                      

    Image Hosted by ImageShack.us 

     Bİ DAMLACIK



    Duru bir yeşildi ortalık
    Akşam güneşi kırılmış bir mızrak boyu
    Ve çocuk sesleriyle iniyordu ışık,
    Ağlarda sanki dargın bir kılınç balığı
    Pullarını döküyor üstüme
    Bir sessizliği anlatmak için yazıldı bu şiir
    Belki de anmak için
    bi damlacık bir sessizliği 

              

    Image Hosted by ImageShack.us 
    Yağmur
    İclal Aydın Hayat Güzeldir(15. baskı)

    Yağmur yağıyor... Mutfak camındayım... Nasıl üşüdüğümü bilemezsin. Menekşelerim çiçek vermiyor artık anne söylediğin gibi hep dibinden su verdim ama... Şimdi telefon açsam sana , sesini duymakta yetmiyor ki. Hep aynı cümleler. Babamlar nasıl? İlacını aldın mı? Nedenini bilmediğim bir ağlamak var içimde. Bir yerlere sığdıramıyorum yüreğimi. Bazen dalıp giderdin mutfakta yemek yaparken tahta kaşıkla tencerenin başında öylece. Ne düşünürdün acaba?

    Özlemek çok fena anne, anlamak seni daha da...Omuzlarım ağrıyarak uyanıyorum sabahları. Benim kızımın omuzlarımı ovmasına daha çok var.Gittikçe sanamı benziyorum ben? Ya da "annenin kaderi kıza" dedikleri doğru mu? "Baban eskitir herşeyi kızım." demiştin bir kez. Anlamamışım meğer, eskiyormuş anneciğim. Omzunu ovacak kalmıyormuş meğer aynı evin içinde.şimdi duysan bunları, ne üzülürsün mutsuz mu kızım diye, çoktan vazgeçmiş bir sesle. Mutsuz değilim de anne, yağmura ve mutfağımdaki kedere çare bulamıyorum. Evimi topluyor, toz alıyor,patlıcan kızartıyor, televizyon seyrediyor, akşam çalan kapıyı açıyorum. Açtığımı gören olmuyor. Pişirdiğim yeniyor da, güzel olmuş denmiyor. Çay demleniyor demleniyor, demleniyor.Kederim mutfağın her yerine yerleşiyor. Nasıl eskiyor herşey anne, nasıl eskiyor. Eskilerimi atmaya kıyamıyorum. Seni çok özlüyorum
    TEXT HERE
     
     

     

    KENDİ KENDİNE

    Kişinin kendine ettiğini
    Edemez kişiye hiçbir fani
    Bu kahpe hırsı.ne kıskanç kini,ne şarap
    Nede haşhaş edemez..
    Kişinin kendine ettiğini Tayfun, boran
    Dağ , taş edemez.

    Kişinin kendine ettiğini
    Edemez Kişiye hiçbir fani
    tutmassa gerçek dost elini
    kendi kendiyle baş edemez.
    Kişinin kendine ettiğini
    Sarhoş edemez,ayaş edemez
    Mezar soyan nebbaş edemez..

     

     

     

    Image Hosted by ImageShack.us

    as requested by kitty lovers

    Belki Birgün Duyarsin Diye

    Bu nasıl sevgi böyle?
    Bu nasıl tutku?
    Bu nasıl özlem?
    Ne zaman gözlerini görsem
    Bir çoğalıyorum, bir eksiliyorum

    Mutluyum varsın diye
    Al uzattım ellerimi
    Seni sarsın diye
    Ceylanım! Belki bir gün duyarsın diye
    Çıkmışım bir dağ başına sana türkü söylüyorum

    Ne güzel ellerin var incecik
    Ne güzel saçların var sapsarı
    Anlasana o yalansız gözleri
    O kirpikleri, o dudakları
    Düşündükçe baştanbaşa özlem kesiliyorum

    Al desem, sana ömrümü versem
    Korkarsın, alamazsın ki
    Dur desem, kaçarsın yine ceylanım
    Gül desem, ağlarsın
    Gel desem, gelmeyeceksin, biliyorum

    Bu engeller bana göre değil oysa
    Ben bu dağları aşarım
    Geçerim bu denizleri, korkma
    İşte düştüm yollara
    Dur, bekle beni, geliyorum

    Sevmek inancım, tutkum benim en eski
    Dağıtsam dünyalara yeterdi bu sevgi
    Düşünsene, anlasana ceylanım
    Sen yoksan ne farkeder ki
    Ha öyle ölmüşüm, ha böyle ölüyorum


    Ümit Yaşar Oğuzcan

     
     
     
    Duyuru

    Sefil bir nazara geldim nargile içinde duman
    Baharsız sevişme edasındayım kimsesiz
    İzah edemiyor durumumu hiçbir argüman
    Ya bitir bu gelişmeyi kökünden
    Ya da kısa dalga birşeyler çalınsın
    Yine eskisi gibi radyolarda
    Hani megahertz filan bazı sırlar veriyordu
    Metalik sesleri ve bordroları olan saygın adamlar.

    Aşk yasaklandı artık halka açık yerlerde
    El tutmak yol açıyor diye hesapsız susmalara
    Kaldırdık tüm tutuşmaları
    Yasak kelime oyunu yapmak
    Yalan söylemek mecburi
    Ve serbest ayyuka çıkmak
    Artık yağmur sonraları toprak kokmak yasak
    Tomurcuklanmak günah
    Ve bir insan gözü yüzünden yüz gün art arda uyumamak
    Kimse ölmesin diye kimsenin aklında
    Her sevdalı verdiği sözü geri alacak
    Güneşi, ayı hatta hiçbir tabiat olayı
    Şahit gösterilmeyecek hiçbir sevdaya
    Ne deniyorsa ona atacak kalp
    Ve süresi yirmidört saate çıkarılacak
    Meskûn mahalde ağlamanın...

    "Ne verdin de ne istiyorsun" yazacak ilkokul fişlerinde
    Ve her gün
    Her sevişmede
    Veresiye değil
    Peşin satan kazanacak.
    Yılmaz erdoğan

     
     Image Hosted by ImageShack.us
     
     
     
    Günümüz insanı aşka aşık, aşığa değil! Aşkların kısa dönem askerlik gibi kısa sürmesinin nedeni herhalde bu.
    Zaplanan aşıklar dönemi bu dönem! Kanaldan kanala geçer gibi aşıktan aşığa geçiliyor.
    Peki bu neden böyle oluyor?
    Çünkü insan insana sevgisiz, insan insana tahammülsüz, insan insan için fedakarlık duygusunu yitirmiş, insan insana kendini adamaktan kaçıyor.
    Oysa fedakarlık, adanmışlık varsa vardır aşk. Fedakarlığın, adanmışlığın yaşamadığı yerde yaşamaz aşk.
    Ne yazık ki uğruna kendini adadığı ne bir ideali var günümüz insanının... Ne de uğruna kendini adadığı bir aşkı.
    Nerde ideali, aşkı uğruna her şeyden vazgeçen dünün insanı... Nerde hiçbir şey için hiçbir şeyden vazgeçmeyen bugünün insanı.
    Bugünün insanı aşkta da köşe dönmeci.
    Emek harcamadan yaşamak istediği gibi, emek harcamadan aşk yaşamak istiyor.
    Sevmeden sevilmek, vermeden almak istiyor.
    Hiç değilse bir koyup üç almak istiyor.
    Bir koyup üç alamadı mı ilişki bitiyor.
    İlişkiler çıkar, menfaat üzerine kurulu.
    Elektriklenmeler kısa devre. Bir günlük elektriklenmeler, bir gecelik sevişmeler aşk sanılıyor.
    Sevgili bayanlar baylar, aşka ayıp oluyor!!!!!!

    Can Dündar
     

      Image Hosted by ImageShack.us



    Sevgisiz bir bağlılık...
    Bu, insanı yaşaya yaşaya öldüren bir yaşamda sürükler.
    Sevgiyle bağlılık...
    Bu insanı öldüre öldüre yaşatan bir yaşamda sürdürür 

    özdemir asaf


    yesil

    Image Hosted by ImageShack.us

     

                                                     BÖYLEYMİŞ

                                           Yanarmış yürek böyle
                                           Islak bir yeşil sebebiyle
                                           Kaçarmış insan kendinden
                                           Nereye gittiğini bilmeden
                                           Ağlarmış gizlice
                                           Kurumuş toprağı ıslata ıslata
                                           Severmiş de sevilmezmiş
                                           Yalan da olsa gülermiş
                                           Sebebini bilmeden

                                                                                                                         SUSUŞTU YÜZÜN

                                                                                                 bir ufukta bitiyor yüzün
                                                                                                 ve başka bir gökyüzü başlıyor
                                                                                                 komşu ellerle sarmalanıyorsun
                                                                                                 yanıyorsun...

                                                                                                 ne kadar övülsen az
                                                                                                 avazım çıktığı kadar susuyorum
                                                                                                 ismindeki sesli harfleri

                                                                                                 mayınlı bir gülümsemeyle
                                                                                                 senin karasularında olmak
                                                                                                 üstünde ilkbahar bir entari;
                                                                                                 sanki
                                                                                                 yeniden
                                                                                                 eski bir öyküye başlamak...

                                                                                                 yüzündeki o billur akşam kahvaltısı
                                                                                                 sürgülerken özümü,
                                                                                                 ne kadarını sustuk konuştuklarımızın?...


     

    Image Hosted by ImageShack.us

    BEN AŞKI ÖLÜMSÜZ BİLENLERDENİM


    İstemem sevgili yüzüme gülme
    Eğer ki sonunda ağlatacaksan
    İstemem sevgilim ümitler verme
    Sonunda dünyamı karartacaksan

    Ben aşkı ölümsüz bilenlerdenim
    Bir ömür boyunca sevenlerdenim
    Ellerin ellerime değmesin derim
    Eğer ki sonunda bırakacaksan

    Gönüle vurulmaz asla bir kilit
    Seveni öldürür kırılan bir ümit
    Sevgilim yanıma yaklaşmadan git
    Eğer ki sonunda ayrılacaksan

    Image Hosted by ImageShack.us

      sitem

    Benden anlamadın şiirden anla
    Senin gülüşünle yaşadığımı
    Akşamı ettiğim senden kalanla
    Sabaha seninle başladığımı
    Benden anlamadın şiirden anla
    Nurullah Genç

    Image Hosted by ImageShack.us

    DELİ YABANCI


    ey herşey bitti diyenler
    korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler.
    ne kırlarda direnen çiçekler
    ne kentlerde devleşen öfkeler
    henüz elveda demediler.
    bitmedi daha sürüyor o kavga
    ve sürecek
    yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

    Image Hosted by ImageShack.us   

    AŞK BİTTİ


    aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da
    Uzun bir hastalık gibi
    Aralıksız dinlediğim alaturka bir fasıl gibi
    Gökyüzüne bakmayı, dostlara mektup yazmayı
    Çiçekleri sulamayı unutmuşluğum gibi
    Bitti.

    Bir aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da

    Yürümeyi yeniden öğrenen felçli bir çocuk gibi
    Sokağa çıkmalıyım şimdi ve çoktandır
    İhmal ettiğim dostlara yeni bir adres bırakmalıyım
    Pencereleri açmalı, kitapları düzenlemeliyim
    Belki bir yağmur yağar akşama doğru
    Yarıda bıraktığım şiirleri tamamlarım

    Aşk da bitti diyordu ya bir şair
    Aşk bitti işte tam da öyle
    Ahmet Telli

     

    April 07

    sevgi

     Image Hosted by ImageShack.us  
     
     
     
    Ayrı Ayrı

    Kaçamak bakışlarımız dokunurdu birbirine
    suçlu suçlu yürürdük
    gülmeyi konduramadan dudaklarımıza
    acılarla delik deşik
    bir olgunluk izlerdi gölgelerimizi
    yağmur ıslatırken kaçak evi
    kimsesizliğimiz ayrı ayrıydı.

    Aslında yakamıza yapışmasaydı aşk
    sahtekarlar cennetinde çakışmasaydı yollarımız
    sen ve ben
    pekala kandırabilirdik kendimizi
    mutluluk oynayarak ayrı ayrı
    yas
    içimizde uzun yolculuğa çıkmış olurdu
    ve bitmemiş olurdu takas.

    A. Kadir Bilgin  

     

    Image Hosted by ImageShack.us
     
      
     
    GÖZLERİN KANIMA GİRDİ GİRECEK

    Öyle düşman gibi bakma yüzüme
    Gözlerin kanıma girdi girecek
    Sitemler yağdırıp gelme üstüme
    Sözlerin kanıma girdi girecek

    Adımın önünde adın yazılı
    Resmimin yanında resmin basılı
    Sabrım sabıkalı sevdam azılı
    Hasretin kanıma girdi girecek

    Hangi mahkum çekmiş böyle işkence
    Asmalı mı dersin bu kalbi sence
    Ne gündüzüm gündüz ne gecem gece
    Sensizlik kanıma girdi girecek

    Aldığım her nefes sana yazılı
    Korkarım ki sensiz ömrüm sayılı
    Yüreğim tutuklu gönlüm cezalı
    Hasretin kanıma girdi girecek.
    Ahmet Selçuk İlkan

      

    Image Hosted by ImageShack.us 

     

     

          SEN VURDUN DA BEN ÖLMEDİM Mİ
    Yokluğunda ne ateşleri hasretimle yaktım da
    Bir seni yakamadım, beni yaktığın gibi
    Çölde su, mahpusta gün, oruçta ekmek gibi bekledim seni
    Sense araya korkular koydun.
    Yasaklar koydun...
    Şimdi nerdesin diye sakın sorma
    Sen çağırdın da ben gelmedim mi?

    Sen varken darılmazdım çiçeksiz baharlara,
    Yağmurlu havalara...Bu kasvetli akşamlara
    Sen varken
    Bakıp içlenmezdim tren istasyonlarına
    Otobüs duraklarına...
    Sen varken ayrılanlara ağlamazdım...
    Yıkılmazdım biten sevdaların ardından
    Gidenlere küsmezdim
    Kalanlara acımazdım...
    Sen varken böyle üşümezdim-titremezdim
    Masumdum, çocuklar gibi
    Böyle delirmezdim-küfretmezdim...
    Hele ölmeyi hiç düşünmezdim.
    Simdi soruyorum sana
    Adı sevdaysa bu cehennemin
    Sen yaktın da ben yanmadım mı?

    Biliyorsun
    Bütün acılarına 'yeşil ışık' yaktım olmadı
    Bütün korkularına'arka çıktım'olmadı
    Dağlara merdiven dayadım olmadı
    Haziranda kar oldum yağdım avuçlarına olmadı
    Sevdim olmadı yandım olmadı taptım olmadı
    Artık benden aşkın biletini istediğin gibi kes
    Nasılsa gidiyorsun
    Biliyorum git..ardında
    Ağlayan bir çift göz
    Paramparça bir yürek
    Ve yıkılmış bir dağ görmek istemiyorsan
    Çek silahını daya sırtıma
    Titrersem namerdim...
    Sen vurdun da ben ölmedim mi?
    Ahmet Selçuk İlkan

       

     
    Image Hosted by ImageShack.us
    Bir gün bir kral ama halkı tarafından sevilen bir kral, huzuru en güzel resmedecek sanatçıya büyük bir ödül vereceğini ilan eder. Yarışmaya çok sayıda sanatçı katılır. Günlerce çalışırlar, birbirinden güzel resimler yaparlar. Sonunda eserleri saraya teslim ederler. Tablolara bakan kral sadece ikisinden hoşlanır. Ama birinciyi seçmesi için karar vermesi gereklidir.

    Resimlerden birisinde sakin bir göl vardır. Göl bir ayna gibi etrafında yükselen dağların görüntüsünü yansıtmaktadır. Üst tarafta pamuk beyazı bulutlar gökyüzünü süslemektedir. Resim bakanları mükemmel bir huzur resmi olduğunu düşündürecek kadar güzeldir.

    Diğer resimde de dağlar vardır. Ama engebeli ve çıplak dağlar. Üst tarafta öfkeli bir gökyüzünden boşanan yağmurlar ve çakan şimşek resmi daha da sıkıntılı hale sokmaktadır. Dağın eteklerindeki bir şelale ise insana gürültüyü, yorgunluğu hatırlatacak kadar hırçın resmedilmiştir. Kısaca resim, pek de öyle huzur verecek türden değildir.

    Fakat kral resme dikkatli bakınca, şelalenin ardında kayalıklardaki çatlaktan çıkan mini minnacık bir çalılık görür. Çalılığın üstünde ise anne bir kuşun örttüğü bir kuş yuvası göze çarpmaktadır. Sertçe akan suyun orta yerinde anne kuşun kurduğu yuva, harika bir huzur ve sükun örneği sunmaktadır izleyenlere....

    Ödülü kim kazandı dersiniz? Tabi ki ikinci resim... Kralın açıklaması çok da
    uzun değildir:

    Huzur hiçbir gürültünün sıkıntının yada zorluğun bulunmadığı yer demek
    değildir. Huzur bütün bunların içinde bile yüreğimizin sükun bulabilmesidir.
    Kaynak bilinmiyor.
    Text Here
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
                                    AYNA OYUNU

                           Mahalledeki en güzel kızın
                              duvara aynasından
                                 yansıttığı ışığı
                               nedendir bilmem
                             hep ben yakalardım
                                onca çocuğun
                                elleri arasından.
     
     

     

     

     

     

     

     

     

                                               

                                                                                   Image Hosted by ImageShack.us

      SEVİYORSANIZ EĞER


    Seviyorsanız eğer;
    Geç kalmayın sakın aşkınızı
    söylemeye
    telgraf çekin, telefon edin,
    mektup yazın...
    Uçaklara, trenlere
    tüm taşıtlara binin...
    Koşun, arayın, bulun,
    haber gönderin, birine anlatın...
    Duvarlara yazın, ağaçlara kazıyın...
    Yani deneyin bütün olanakları,
    hiç olmazsa; iki yaprak
    samanlı kağıda yazın...
    Ama sakın geç kalmayın!

    AŞKINIZI SÖYLEMEYE...
    Özdemir İnce


    Image Hosted by ImageShack.us


    yeşil

    Image Hosted by ImageShack.us

    Gitmek

    Can Yücel


    BUGÜNLERDE herkes gitmek istiyor.

    Küçük bir sahil kasabasına,
    bir başka ülkeye,dağlara, uzaklara...
    Hayatından memnun olan yok. Kiminle

    konuşsam aynı sey...
    Her şeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.
    Öyle "yanına almak istediği üç şey" falan yok.
    Bir kendisi.
    Bu yeter zaten. Her şeyi, herkesi götürdün

    demektir.
    Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
    Ama olmuyor.
    Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.
    Yani her şeyi yüzüstü bırakmak göze alınamıyor.
    Böyle gidiyor işte. Bir yanımız "kalk gidelim",
    öbür yanımız "otur" diyor.
    "Otur" diyen kazanıyor. O yan kalabalık zira.
    İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,

    güvende olma duygusu...
    En kötüsü alışkanlık.
    Alışkanlığın verdigi rahatlık,
    monotonluğun doğurduğu bikkinliği yeniyor.
    Kalıyoruz.
    Kuş olup uçmak isterken ağaç olup kök salıyoruz.
    Evlenmeler...
    Bir çocuk daha doğurmalar...
    Borçlara girmeler...
    İşi büyütmeler...
    Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.
    Misal, ben...
    Kapıdaki Rex'i bırakıp gidemiyorum.

    Değil bu şehirden gitmek,
    iki sokak öteye taşınamıyorum.

    Alıp götürsem gelmez ki...
    Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında.
    Herkes onu, o herkesi seviyor.
    "Sırtında yumurta küfesi olmak" diye bir deyim vardir;
    evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin.
    Kendi imalatımız küfeler.
    Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada. Ölüm var zira.
    Ölüme inat tutunmak lazım. İnadına kök salmak lazım.
    Bari ufak kaçışlar yapabilsek.
    Var tabii yapanlar. Ama az. Sadece kaymak tabakası.
    Hepimiz kaçabilsek...
    Bütçe, zaman, keyif...
    Denk olsa. Gün içinde mesela...
    Küçücük gitmeler yapabilsek.
    Ne mümkün.
    Sabah 09.00, aksam 18.00.
    Sonra baska mecburiyetler.
    Sıkışıp kaldık.
    Sirf yeme, içme, barınmanın bedeli bu kadar ağır olmamalı.
    Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
    Bir ömür karşılığı bir ömür yani.
    Ne saçma.
    Bahar mıdır bizi bu hale getiren?
    Galiba.
    Ben her bahar áşık olmam ama her bahar gitmek isterim.
    Gittiğim olmadı hiç.
    Ama olsun... İstemek de güzel.

    Text Here
     
     
     
     
     
     
    KÜÇÜK EV

    Hangi eve
    Başımızı soktuysak..
    Yer yerinden oynadı
    Aşkımızdan.

    Büyük aşklar
    Eve sığmaz diye
    Bir şair sözü vardır da,
    Ondan.

    Özdemir Asaf


     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
       Hayat bize mutlu olma şansı vermedi sevgili
    biz kendimizden başka herkesin üzüntüsünü üzüntümüz, acısını
    acımız yaptık çünkü.
    Dünyanın öbür ucunda hiç tanımadığımız bir insanın gözyaşı bile
    içimizi parçaladı.
    Kedilere ağladık, kuşların yasını tuttuk...
    Yüreğimizin zayıflığı kimi zaman hayat karşısında bizi zayıf yaptı.
    Aslında ne güzel şeydir insanın insana yanması sevgili...
    Ne güzeldir bilmediğin birinin derdine üzülebilmek ve çare aramak.
    Ben bütün hayatımda hep üzüldüm, hep yandım.
    Yaşamak ne güzeldir be sevgili...
    Sevinerek, severek, sevilerek, düşünerek...
    Ve o vazgeçilmez sancılarını duyarak hayatın...,

     

     

     

                                                                  Image Hosted by ImageShack.us


                                              
                 

    Bizi kandıran o şarkılar, o mavi gece
    O sıcaklığı beyaz ellerin, o ilk bakış
    Sebepsizliğin sebep olduğu şafak vakti
    O çok sevmek gecelerde o çaresiz aldanış.
    Uzayan saçlar, alnında avuçlarımızın
    İşte o, insanın bir yerde, aşka boyun eğmesi
    Kırılmak, bölünmek, o hep bütünlenmek
    O çok sevmek, tenin bir başka tene değmesi.
    Yanmak mı o eski çağlarda yanmak
    Kül olup savrulmak rüzgara karşı
    İlk kesilmişliği mağrur ellerimizin
    O çok sevmek, kanımızın o ilk akışı.
    İşte pınarlar, testiler, ırmaklar, çeşmeler
    Kanlı avuçlarla içmek aşkı kanmadan
    O kıyılarımızdaki denizin ilk coşkunluğu
    O çok sevmek büyütmek onu hep, orada o zaman

    Kazımak ulu ağaç gövdelerine adımızı
    Yazmak her şeyi bir bir kumların üstüne
    O her işkenceye mahkum olmuşluğumuz
    O çok sevmek, daha çok sevmek günden güne.

    Öyle delicesine, öyle korkunç, öyle çılgın
    O çok sevmek o yanardağ, o ateş, o yangın...

    Ümit Yaşar oğuzcan

    		
    		
                     
      

    Image Hosted by ImageShack.us

     Hayat Gül Kokulu Bir Sağanak Yine

    gözlerimin önünde ıslak dağların kabaran yalnızlığı
    ne varsa uçurumlar eşiğinde
    hüzünlerle yalpalayan ne varsa
    gözlerimin önünde

    ve hayat gül kokulu bir sağanak yine
    birşeyler anlatmak istiyor hayat
    ve alıp götürmek bir şeyleri kurt sofralarına
    gün batıyor
    gün batıyor bukağısı paslı bir sevinç oluyor yalnızlığım

    unutuyorum sevgilim suretini
    durgunluğun "niçin"di unutuyorum

    gün batıyor ürkek yıldızlar dolanıyor yalnızlığıma
    umurumda değil ne yağmur ne ayaz
    ne de kerpiç kokusu havada
    unutuyorum/sabaha/kadar/ gün batıyor
    sonra bir akasyayı okşuyor gözlerim
    geciken sabahlara koşuyor kuşlar
    gözlerimin önünde
    ve hayat gül kokulu bir sağanak yine
    Yılmaz odabaşı

     
     
     
     

    Image Hosted by ImageShack.us

       

     

       

        Sebebim Derler Ya...

    ölümüm senden olur
    bilinsin
    ne uçsuz bir kan akışı
    ne buğusu kadehte rakının,
    ela ve sonsuz bir teneşir uykusu
    gözlerinin ağlamaklı bebeğine...

    acemi zamanlar silinsin
    ölümüm senden olur
    bilinsin
    sen istesen aslında
    bütün kafiyeleri eskitirsin

    aklında kalmayacak aklım
    başka kollar başka sarılmalar
    ve her defasında alsancak
    platonik rutubet kokacak
    aklına bir fikir gelecek
    bir çift iri memenin kuşkusuna
    fidye vereceksin

    bütün iklimlerin feri silinsin
    ölümüm senden olur
    bilinsin

    gözlerin bir içim çaydı bizansta,
    gözlerin,
    ela teneşir uykularıma kapanan kırık pencere...
                                                                        Yılmaz Erdoğan
     
     
     
     

    Image Hosted by ImageShack.us


    Kırılgan

    Kırılgan bir çocuğum ben,Yüreğim cam kırığı
    Bütün duygulardan önce,Öğrendim ayrılığı
    Saldırgan diyorlar bana,
    Oysa kırılganım ben
    Gözyaşlarım mücevher
    Saklıyorum herkesten
    Ürküyorlar gözümdeki ateşten,Ürküyorlar dilimdeki zehirden
    Ürküyorlar o dur durak bilmeyen,gözükara cesaretimden
    Diyorlar: Bir yanı sarp bir uçurum,
    Bir yanı çılgın dağ doruğu.
    Oysa böyle yapmasam ben
    Nasıl korurum içimdeki çocuğu?
    Bir yanım çılgın nar ağacı
    Bir yanım buz sarayı.

    Murathan Mungan

     

      Image Hosted by ImageShack.us

        AŞK BİTTİ

                               F.E.S. ve öbürleri için 
    Bir aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da 
          Uzun bir hastalık gibi 
          Aralıksız dinlediğim alaturka bir fasıl gibi 
          Gökyüzüne bakmayı, dostlara mektup yazmayı 
          Çiçekleri sulamayı unutmuşluğum gibi 
    Bitti. 
    Bir aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da 
    Yürümeyi yeniden öğrenen felçli bir çocuk gibi 
    Sokağa çıkmalıyım şimdi ve çoktandır 
    İhmal ettiğim dostlara yeni bir adres bırakmalıyım 
    Pencereleri açmalı, kitapları düzenlemeliyim 
    Belki bir yağmur yağar akşama doğru 
    Yarıda bıraktığım şiirleri tamamlarım 
    Aşk da bitti diyordu ya bir şair 
    Aşk bitti işte tam da öyle 
    

     

     

    t

     

    BAHAR GELME ÜSTÜME!
    Bahar, yalvarırım çek git işine!..
    Salma üstüme çiçeklerini,
    ...aklımı çelme!..
    Her sabah çimenlerin çiyden ürpererek
    uyanıyor bahçemde;sonra güneşle oynaşıp
    tütsülenmiş gibi buğulanıyor.
    Ne zaman sokağa çıksam badem ağaçları
    salkım saçak çiçek...
    Kavaklar kıpır kıpır, ıslık ıslığa meltem...
    Kırda dayanılmaz bir kekik kokusu,
    toprakta türlü çeşit börtü böcek...
    Yapma bunu bana bahar,
    Böyle üstüme gelme...!
    * * *
    Zaten damarlarıma zor zaptediyorum kanımı...
    Çoktan cemreler düşmüş beynime, yüreğime...
    Kalbimin buzları erimiş.
    Göğüs kafesimde ne idüğü belirsiz bir kıpırtıyla
    geziyorum nicedir...
    Bir de sen çıldırtma beni...
    Krizdeyim ben... tembelliğin sırası değil, uyamam sana...
    Al git serçelerini sabahlarımdan, çağlalarına,
    kokularına hakim ol.
    Meltemlerine söyle, deli gibi ıslık çalıp sokağa
    çağırmasınlar beni...
    Bulutların üşüşmesin başıma...
    Girme kanıma benim...
    ...yoldan çıkarma...!
    * * *
    Sen ki en cilvelisisin mevsimlerin,
    afrodizyakların en etkilisi,
    Sevdanın suç ortağısın.
    Kıyma bana...!
    Biliyorum çünkü, yine kandırıp yeşillendireceksin aşka;
    gövdemi azdırıp sonra birden çekip gideceksin.
    Tam kanım kaynamışken sana, toplayıp allarını morlarını,
    beni bir kuraklığın ortasında terk edeceksin...
    O iple çektiğim ışığın, dayanılmaz olacak o zaman...
    Ne o delişmen sabahları kalacak, ne günaha çağıran
    çapkın eteklerin uçuştuğu günbatımları...
    Tembel kuşların şakımaktan bitap, ebruli çiçeklerin
    kokmaktan...
    Buselerin nemi kuruyacak çöl rüzgarlarında...
    Yeşerttiğin çiçekler, yürekler solacak;
    damar damar çatlayacak ruhumuz...
    Hayat, bir ezik otlar diyarına dönüşecek yeniden,
    yüreğim viraneye...
    Her bahar sarhoşluğu gibi, geçecek bu sonuncusu da...
    Ebedi bahar, bir başka bahara kalacak.
    * * *
    İyisi mi, hiç azdırma ruhumu bahar...
    İŞ açma başıma...
    Git işine!
    Yoldan çıkarma beni


    Can DÜNDAR

    Image Hosted by ImageShack.us

    Image Hosted by ImageShack.us

     

     

      Olmayacaksa

    O gider buralardan, sen döndüğün bir günde...
    Aranırken onu sen başkaları yüzünde.
    Işık olur tararsın karanlıkları bir-bir...
    O güneş gibi parlar, sen söndüğün bir günde.

    Yaşamın aramakla olgunlaşıp yitmiştir;
    Kocaman bir ağacın tek bir yemişi gibi...
    Karamsar bir öyküdür, bir sence değerlidir;
    Yalnız masal ulu'su bir dağ erimiş gibi
    .

    Özdemir Asaf

      Image Hosted by ImageShack.us

     

    Ayrılık Şiiri

    Her satırı
    Mendireğe dizili karabataklara benzeyen
    Bir mektup bırakarak
    Balıkçı koynundan
    Sisler içinde uzaklaşan kayık gibi
    Bir sabah usulca ayrıldın
    Koynumdan

    Bütün yolcularını
    Boğaz köprüsünün çaldığı
    Araba vapurunun
    Boş seferleri
    Gibi yalnızca rüzgâr
    Gezinir sensiz
    Yüreğimde

    Durgun bir sudur aslında deniz
    Ki çocukların acemi oltalarını denedikleri
    Kuytu bir iskelenin
    Tahtaları altına kazıdığım
    Ayrılık şiirini okudukça
    Dalgalanır...

    sunay akın

     

      Image Hosted by ImageShack.us

     

     

     Image Hosted by ImageShack.us

    ÖMRÜM ÖMRÜM

    mum yanar
    mum ışıldar
    kendileri yoktur gölgeleri oluşur
    ferinden korkulsa da rahmetin
    yenilmez toprağa can katmanın kudreti
    bir ömre kaç hayat sığar
    görülecektir....
    mum aydınlar
    mum sınar
    ayrılık acısı kadar seversin
    ve sevmenin coşkusu kadar koyar insana
    aşk sözlüğünden ayrılmak

    mum yaralanır
    mum sürer
    kem göz sahibini sürükler
    son çağındır artık
    fitil kokar
    gövdende birikir
    senden eriyen parçalar

    mum biter
    mum söner dibine hayatın
    işte yaşadım dediğin
    bir mum ömrüdür

    eren
    ve
    eriten kendini....

     text here

     

    MART DİYE BAHAR GELDİ

    Adını savurur rüzgar,
    Saçlarının niyetine.
    Aşka küserim sonra,ülserim azar,
    Azar azar düşer şakaklarıma mart akları.

    Bak ne güzel erken bahar açmış ağaçlar,
    Bir soğuk vursun da görsünler günlerini!

    Adını savurur rüzgar,
    Deneyimli bahar niyetine.
    Ülserim azar,
    Azar azar düşer saçlarıma mart akları.

    Ben her bahar pişman olurum.
    Erken açar baharlarım,
    Soğuk vurur goncalarıma,
    Toprak olurum.

    Martı görünce kaçacak yaz ararım.
    Ve gözlerimi kapatırım erken martı sesi duyunca.
    Sanki kızım dilime vurmuş sanırım,
                                                                                    Giderken kapattığım kapının kilidi.

                                                                                   Ben her bahar pişman olurum. 
                                                                        Güneşe kanar yapraklarım
                         
                                                             

      Image Hosted by ImageShack.us


     Güneş Özlemi

    Çeksem kapıyı gitsem
    Taşları arasında çimenler biten
    Kaldırımlar boyunca gitsem
    Açık pencerelerinden beyaz yorganlar görünen
    Işıklı dut gölgelerinden
    Fakir mahallelerinin akkavakları
    Yalansız suyla güneşle büyüyen
    Ordan öte katırtırnakları sarı sarı
    Bir erguvanlar vardı
    Pembe mi desem deli mi desem

    Bu ümit olmasa içimde
    Buralarda bir gün beklemem

    Necati Cumalı

    March 19

    deniz

    Image Hosted by ImageShack.us

    Deniz Bitti

    Öyle dalgalıydı ki saçların...
    Bir damla yağmur düşse, hemen yolunu kaybeder
    O dalga, bu dalga ha babam dolaşırdı
    Sonra yorgun başını bir köşeye yasladığında
    Aklından hiçbir şey geçirmekesizin
    Masum uykulara dalardı...

    Öyle hırçındı, öyle dalgalıydıki saçların
    Bir anda alabora ederdi ellerimi
    Koştukça koşardım, dalgaların yamaçlarına
    Bir kez daha kaybolurdu damla
    Şöyle bir karıştıracak olsam denizi
    Fırtınalar kopardı baktığım yerden
    O zaman batık gemiler çıkardı su üstüne
    Ve yağmur yağardı hepsinin içinde

    Öyle dalgalıydı, öyle bir dalgalanırdı ki saçların
    Tuz ve kum kokusu birbirine karışırdı
    Çölde mi yoksa denizde mi kaybolur bilemezdi damla
    Ben de bilemezdim işte, yüreğime sığınırdım anca

     

    Image Hosted by ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.us

     

    Acılar Denizi

      
      
    Ben acılar denizinde boğulmuum İşitmem vapur düdüklerini, martı çığlıklarını Dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni Duyarım yosunların benim için ağladıklarını Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime Gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını bu ne karanlık, bu ne zindan gece böyle Bütün gemiller söndürmüş ışıklarını Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek Baksana; herkes içime dökmüş artıklarını bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa Bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse Yılların içimde bıraktıklarını...

                                              Denizi özleyenler için
      
      
    Gemiler geçer rüyalarımda, Allı pullu gemiler, damların üzerinden; Ben zavallı, Ben yıllardır denize hasret, "Bakar bakar ağlarım." Hatırlarım ilk görüşümü dünyayı, Bir midye kabuğunun aralığından; Suların yeşili,göklerin mavisi, Lapinaların en harelisi... Hala tuzlu akar kanım İstiridyelerin kestiği yerden. Neydi o deli gibi gidişimiz, Bembeyaz köpüklerle, açıklara! Köpükler ki fena kalpli değil, Köpükler ki dudaklara benzer; Köpükler ki insanlarla Zinaları ayıp değil. Gemiler gecer rüyalarımda, Allı pullu gemiler,damların üzerinden; Ben zavallı, Ben yıllardır denize hasret
              Image Hosted by ImageShack.us                                     Image Hosted by ImageShack.us

    Image Hosted by ImageShack.us 

    Sessiz Gemi

      
      
    Artok demir almak günü gelmişse zamandan Mechule giden bir gemi kalkar bu limandan. Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol; Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol. Rıhtımda kalanlar bu seyahetten elemli, Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli, Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu! Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu. Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler; Bilinmez ki giden sevgililer dönmeyecekler. Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden, Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden
    .
     Image Hosted by ImageShack.us

       

    Sen üzerinde nice şafakların söktüğü
    Sevgi denizlerime akan büyük nehir
    Sen biraz ışık, biraz tılsım, biraz büyü
    Sen yıllardır yazıp bitiremediğim şiir

    Durmadan bir gül açar ellerinde pembe
    Sen nefes alışı en bakir güzelliğin
    Gözlerin midir parlayan gökyüzünde
    Bir güneş doğarcasına geceleyin

    Ne zaman seni düşünsem yaşamak güzel
    Bir bahar bahçesi olur güz bahçeleri
    En karanlıklarda bile uzanır bir el
    Kendiliğinden açar sabaha perdeleri

    Sen varsan dallarda kuşlar memnun
    Tüm çiçeklerin rengi değişik, kokusu başka
    Öylesine gerçek ki var olduğun
    Çarpar güzelliğin kıyılarıma dalga dalga

    Tutsam ellerini içim ürperir hazdan
    Başım döner gözlerin gözlerime değse
    Kalan tek hatıradır gülüşün bir yazdan
    Yokluğun da odur senin ölmek neyse

    Sen bastığın yerde çiçeklerin büyüdüğü
    Her zaman en güzel, her yerde eşsiz
    Sen yaprak, sen köpük, sen kuş tüyü
    Sen sevgi nehirlerimin aktığı büyük deniz

     Ümit Yaşar Oğuzcan

      Image Hosted by ImageShack.us

     

     

     

    GEMİLERİM

    Elifbamın yapraklarında
    Gemilerim, yelkenli gemilerim.
    Giderler yamyamların memleketlerine
    Gemilerim, yan yata yata;
    Gemilerim, kurşunkalemiyle çizilmiş;
    Gemilerim, kırmızı bayraklı.
    Elifbamın yapraklarında
    Kız Kulesi,
    Gemilerim.

    Image Hosted by ImageShack.us

    Image Hosted by ImageShack.us

    Image Hosted by ImageShack.us                                                                    Image Hosted by ImageShack.us

     

    GEMİ

    Bir gemi kalktı az önce
    Sessiz ve çaresiz
    Arkasına bakmadan gitti
    Üzgün ve sevgisiz
    Benlki sen vardın
    O sessiz gemide
    Hani sende sessiz kalırdın ya
    Söylediğim her sözde

     

    Image Hosted by ImageShack.us

     

      Image Hosted by ImageShack.us

     

      Image Hosted by ImageShack.us                  Image Hosted by ImageShack.us     

                                      

    Image Hosted by ImageShack.us

     

    Unutmak mı?
    Delisin...
    Gitmesemde bekler orada deniz.
    Gelirsem, bilmelisin
    Benim beklememdir burada deniz.
    Gitmek gibi geleceğim
    Denizin delisine
    Delinin denizi gibi
    O ne kadar giderse...

    Özdemir Asaf

    Image Hosted by ImageShack.us

     Image Hosted by ImageShack.us                                  

     On sekiz yaşın nisan günleri
    Dünya bir kızın gözlerinden ibaret
    Hayat bir tas su içimi
    Ne zaman oldu aklımda yoktu
    Yağmurlar yağdı hatırladım
    Yayıldı içime aşk iklimi

    Toprak kokusu bu muydu
    Böyle miydi benim insanlarım
    Ben hiç yoruldum mu severken
    Ah bu uzak ses kimin
    Şüpheniz olmasın şimdi bile
    Düşüp ardına gidebilirim
    Talip Apaydın

           Image Hosted by ImageShack.us                                   Image Hosted by ImageShack.us

    Image Hosted by ImageShack.us 

                                 

    MİNARE  
    Top oynayan arkadaşlarını  
    minareden gördüğü  
    için acelecidir  
    ezan okuyan  
    çocuğun sesi  
       

                                                                

    Image Hosted by ImageShack.us
     

     

      


    Image Hosted by ImageShack.us

    Aşkta Yarın Yoktur Sevgili

    Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili. O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır. Gelir ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur. Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar. Bu yolculukta artık para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular yoktur. Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili. İnsan bir başka ışığa teslim olur... Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında. Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de... Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan... Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye... Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya... İnsan bazen nedensiz yere umutsuzluğa kapılır. Kimselere veremez sevgisini, kimselere kendini anlatamaz, evlere kapanır... Bazen denizler, kıyılar çeker insanı. İnsan bu kapılmayı anlayamaz, oysa çok eski bir yerde yaşanmasından korkulup vazgeçilmez aşkların sızısıdır bu. Bu sızı, bu yenilgi mevsimlerle yıllarla devredilir başka insanlara... Bir insanın yaptığı bir hatanın tüm insanlara yayılması gibi... İşte şimdi biz de sevgili, ya olmadık zamanlarda umutsuzluğa kapılıp, soluğu evlerde alacağız, ya da denizler, kıyılar çekecek bizi. Nasıl biz başkalarının korkaklığını taşıyorsak, başkaları da bizim korkaklığımızı taşıyacak, yenilgimizi, umutsuzluğumuzu... Birazdan sabah olacak... Para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular başlayacak... Bunlar varsa ve bizim için geçerliyse aşk yoktur ve hiç olmamıştır sevgili. Birbirimizi kandırmayalım... Hadi güne hazırlan. Yaşadıklarımızı unutmaya çalış. Aşk bize güvenip verdiği büyüsünü, sırlarını, cesaretini, bilgeliğini ve o ilkel, o yaban ağrısını geri alacak. Bunlar olurken içimiz bir an çok üşüyecek, sonra geçecek... Hadi, oyalanma birazdan yarın olacak... Aşkta yarın yoktur sevgili...

     

    Cezmi Ersöz
       
    TYPE UR TEXT IN HERE


    February 04

    ashk

         

    Image Hosted by ImageShack.us

    Kalbini Bir Issızlığa Emzirirsin

    		
    		
    İncitir tenini Kim olursa olsun sevişmek, İncitir yüzleri olmayan bedenlerin Kimsesiz hazları... Çarmıha gerilmiş ruhlar Döner boşluğun çarkında. Bir elin burada, bu aşksız zamanlarda, Bir elin yorgun kalbinde, Döner bir gün döner diye beklersin, Tenini incitmeden kalbinin kapısını açacak el, Eldeki incetilmiş büyü, sabır, yangın... Beklersin, beklersin... Beklerken, Kalbini bir ıssızlığa, umut dolu bir yokluğa emzirirsin...
     
                                         Image Hosted by ImageShack.us
    TESTİ
    
    Dolu bir testiydim ben,
    Başaşağı ettiniz beni;
    Eh, boşalıverdim derken...
    İyi mi ettiniz yani?
    
    Sevgiler vardı içimde
    Ezgiler vardı, iyilikler...
    Boşaltıverdiniz, hem de
    Düşürüp kırmaktan beter.
    
    Hoş, yine bir testiyim ben,
    Yine varım ama bomboş.
    
    Ahmet Muhip DRANAS
     
     
    Image Hosted by ImageShack.us
     

      Bütün yaz
    Kuyunun başında yedik
    Akşam yemeklerini

    Cevizler iç tuttu
    Bademlerin kabukları kurudu
    Ayvalara sindi gün ışığı

    Yaz geçti
    İçeriye aldık
    Masayı sandalyeyi

    Karıncalar ortalardan çekildi
    Kuyunun taşında arılar yok
    Boş kova devrik durur şimdi

                                              

    
      
    

    Image Hosted by ImageShack.us

       

    Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
     "O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
     Demeyeceksin işte.
     Yaşarsın çünkü.
     Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
     Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
     Ve zaten genellikle o daha az sever seni, Senin o'nu sevdiğinden.
     Çok sevmezsen, çok acımazsın.
     Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
     Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini...
     Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
     Senin değillermiş gibi davranacaksın.
     Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
     Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
     Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
     Paldır küldür yürüyebileceksin.
     İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
     Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
     Gökyüzünü sahipleneceksin,
     Güneşi, ayı, yıldızları...
     Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
     "O benim." diyeceksin.
     Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Şeylerin...
     Mesela gökkuşağı senin olacak.
     İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın. 
     Mesela turuncuya, yada pembeye.
     Ya da cennete ait olacaksın.
     Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın.
     Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
     Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
     İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...

                                                                                    Can YücelText Here

     

     

     

     

     

     

     

     

    Hafifçe ısırılmış bir elmanın dilimindeyim
    Elmanın kokusundayım
    Anısındayım -kimbilir kimin-

    Anılarda görünür, düşlerde görünmez insan
    Düşlerde görünen anlamlardır
    Özelliklerdir bir de belli belirsiz.

    Ve
    İnsansız anı yoktur. Var mıdır?

    Edip Cansever

     

     
     
     
     
     
     

    Ada


    Thomas Cook, bir araştırma gezisi sırasında

    Atlas Okyanusu'nun ıssız bir yerinde milyonlarca

     kuşun havada çığlıklarla daireler çizerek uçtuğunu görür.

     Kulakları sağır edecek kadar yüksek sesle çığlıklar atan

    kuşlardan yorulanlar, okyanusun dev dalgaları arasına

    kendilerini atarak intihar etmektedirler! Bu olayı yıllar

    boyunca bir çok balıkçı görür, bir çok bilim adamı araştırır.
    Kuş bilimciler, yaptıkları araştırmalarda göçmen kuşların

     farklı yönlerden gelerek, okyanusta bu noktada

    birleştiklerini keşfederler, ancak intihar etmelerinin

     nedenini çözemezler.

    Yıllar süren araştırmalar sonucunda bu trajik olayın

    yaşandığı yerde bir ada olduğunu; kuşların göç yolu

    üzerinde bulunan bu adanın bir deprem sonucunda

    okyanusa gömüldüğünü bulurlar. İnsanlarin

    yokluğunu bile farketmedikleri ada, kuşlar için,

    göç yollarının vazgeçilmez bir durağıdır.
    Kuşlar binlerce yıllık alışkanlıkla adanın yerini

    bilmektedirler ve uzun, yıpratıcı bir yolculuktan

    sonra aradıkları adayı bulamayınca, yorgunluktan

    bitkin bedenlerini çığlık çığlığa okyanusun sularına

     gömmektedirler.

    Peki ya siz...

    Sizin hiç bir adanız oldu mu? Yaşamın uzun göç

     yollarında size bir yudum taze soluk verecek,

    yolunuza dinç olarak devam etmenizi sağlayacak

    bir adanız var mı? Bir gün yerinde bulamazsanız,

     ille de ulaşmak ve sığınmak için başınızın

    döndüğü, dengenizi yitirinceye kadar çırpınıp

     kanat çırptığınız bir ada bulabildiniz mi kendinize?

     Sınırsızca herşeyi paylaşabileceğiniz bir dost, yola
    birlikte çıkacak kadar güven duyduğunuz

    bir arkadaş, size daima huzur ve mutluluk

     verecek bir eş, ulaşmak için yıllardır uğraş

    verdiğiniz bir amaç edinebildiniz mi?

    Yılbaşında şöyle bir kere daha bir iyi bakın

    çevrenize... Size gelen, sizin gittiğiniz, sizi bulan,

    sizin bulduğunuz kaç adanız var çevrenizde?
    Kaç tane durup nefeslendiğiniz ada

    bulmuşsunuz kendinize?

    TEXT HERE

     
     
     
     
    İYİ DÜŞÜNÜN

    Bu yilinizi iyi geçirdiniz mi?
    Saglikli oldugunuz için hiç sevindiniz mi?
    Bu yil hiç gün isigi ile uyandiniz mi?
    Kaç kez günesin dogusunu izlediniz?
    Bir neden yokken kaç kisiye hediye aldiniz?
    Kaç sabah yolda bir kediyi oksadiniz?
    Bu yil yeni dogmus bir bebek parmaginizi sikica tuttu mu hiç?
    Ve siz onu hiç kokladiniz mi?
    Yaz gecelerinde ne çok yildiz olduguna hiç sasirdiniz mi?
    Kendinize bu yil kaç oyuncak aldiniz?
    Kaç kez gözlerinizden yas gelinceye kadar güldünüz?
    Yasli bir agaca sarildiniz mi bu yil?
    Çimlere uzandiginiz oldu mu?
    Çocuklugunuzdan kalan bir sarkiyi söylediniz mi hiç?
    Hiç suda tas kaydirdiniz mi bu yil?
    Kaç kez kuslara yem attiniz?
    Bir çiçegi dalindayken kokladiniz mi?
    Bu yil kaç kez gökkusagi gördünüz?
    Ya da hediye alan bir çocugun gözlerindeki isigi?
    Kaç kez mektup aldiniz bu yil?
    Eski bir dostunuzu aradiniz mi hiç?
    Kimseyle baristiniz mi bu yil?
    Aslinda mutlu oldugunuzu kaç kez farkettiniz bu yil?
    Iyi bir yilin, bunlar gibi birçok "küçük seye"e
    bagli oldugunu hiç düsündünüz mü bu yil?
    Yayilin çimenlerin üzerine..... Acele edin....
    Er veya geç... Çimenler yayilacak üzerinize... 

                                                                       
    Image Hosted by ImageShack.us 
     
    LEYLAKLARINI ANLATIYORUM
    
    Leylak getiriyorsun bana güneşli bir gün
    Onu saçlarından topladığın belli
    Bir leylak bahçesisin karşımda
    
    Böyle kucağında kalsa daha iyi
    Bir vazoya bırakıp gidiyorsun
    Sen gidiyorsun leylaklar kalıyor mu sanki
    Önce renkleri gidiyor arkandan
    Nesi varsa gidiyor soyunarak
    
    Her vazoya baktıkça karşımdasın ne tuhaf
    Her kokladıkça dönüp dönüp geliyorsun
    Düşünceler gibi filizleniyorsun gün geçtikçe
    Yaprak yaprak gelişiyorsun
    Leylak leylak bakıyorsun gözlerimin içine
    Ölümsüz bir mevsim oluyorsun
     
    
    

     
    Düz değil düzen değil az değil ezen değil
    Boz değil bozan değil
    Bir gül biter içimde içimde içimde
    Tam bildiğim biçimde biçimde biçimde
    Oy gecenin tam üçünde gecenin tam üçünde
    Sevda gibi kanımda can verirken elimde
    Pençe gibi düşümde uy değil uyku değil
    Uy değil uyku değil
    Bir gül biter içimde
    Gecenin tam üçünde
    Can değil canan değil er değil eren değil
    Geç değil erken değil
    Bir gül biter içimde içimde içimde
    Tam bildiğim biçimde
    Oy gecenin tam üçünde gecenin tam üçünde
    Fikret Kızılok
    
    
     

    Image Hosted by ImageShack.us

     Tik tak tik tak tik tak.
    Adem baba kadar eskidir
    aşkın tarifi en az kendisi kadar.
    Habil ile kabil iki kardeş değil miydi!
    Neydi onları ayıran!

    Kimisi derki aşk bilmece,
    Kimisi tutku,kimisi ihtiras..
    Kimisinin kafası karışık,hala düşünür.

    Bana sorarsan aziz dostum
    Yüreklerde yaşayan
    prens ve prenseslerdir
    engin derinliklerde,
    gönüllerin mahfuz yerinde
    şaşarsın günün birinde,
    bir tebessüm,tatlı bakışlar,aşk sözcükleri
    içinde bir yerde karşılığını bulur.
    Seni sen değilsin yöneten gayri,
    O çocuk çıkmıştır açığa.
    Artık aşkın saati çalışmaktadır
    Kimseye kulak asmadan...
    Tik tak tik tak tik tak.

    Hakan İnan


    Image Hosted by ImageShack.us


    November 16

    kırmızı

     

    Image Hosted by ImageShack.us 

      Deli Kızın Türküsü

    Sana büyük caddelerin birinde rastlasam
    Elimi uzatsam tutsam götürsem
    Gözlerine baksam gözlerine konuşmasak
    Anlasan
    Elimi uzatsam tutamasam
    Olanca sevgimi yalnızlığımı
    Düşünsem hayır düşünmesem
    Senin hiç haberin olmasa
    Senin hiç haberin olmaz ki
    Başlar biter kendi kendine o türkü

    Yağmur yağar akasyalar ıslanır
    Bulutlar uçuşur geceleyin
    Ben yağmura deli buluta deli
    Bir büyük oyun yaşamak dediğin
    Beni ya sevmeli ya öldürmeli

    Yitirmeli büyük yolların birinde ne varsa
    Böcekler gibi başlamalı yeniden
    Bu Allahsız bu yağmur işlemez karanlıkta
    Yan garipliğine yürek yan
    Gitti giden

     

     

     

     

     

     
     
     Benim de öyle akşamlarım vardır.
    Kapıdan girince anama sarıldığım,
    Çocuklara karamela ve çekirdek getirdiğim,
    Meyhaneye uğramadan çakır keyif,
    Düşmanım yok,
    Gündeliğim cebimde,
    Küfretmeden
    Öyle tasasız döndüğüm akşamlar..
    Benim de öyle akşamlarım vardır.

    Her gece böyle değilim.
    Melih cevdet Anday

     

        Image Hosted by ImageShack.us

     

     

     
         

    GÜZEL BİR YAZI


     Cinsel Seçme yaşına gelmeden, babası yaşında adamlarla evlendiriyorlar kızları...
    Adı üstünde "reşit değil."
    Ehliyet vermiyorsun... Trafiğe sokmuyorsun...
    Ama gerdeğe sokuyorsun.
    Beşikten sözlü. İlkokulda nişanlı. 30 yaşında torun sahibi olan var.
    14'ünde evlen, 15'inde doğur... Doğurduğunu 14'ünde evlendirsinler...
    15'inde doğursun. Al sana, 30'unda anneanne.
    45'inde nine. Parayı bastırıp... Torunu yaşında kız çocuklarını şehvetle koynuna
    alan sapık moruğa, "damat" deniyor bu ülkede.
    Sonra diyorlar ki, "Türkiye nasıl olur da, çocuklara karşı cinsel
    suçlarda dünya birincisi olur?" Ya nerede olacaktı? Elalemin "suç" saydığı...
    Bizde olmuş "örf, adet."
    Bu insanlık ayıbıyla mücadele etmeden, çocuklara karşı işlenen cinsel
    suçlarla mücadele edemez Türkiye.
    Çünkü sorun, adli değil. Ahlaki.
    Açın gazeteleri, televizyonları...
    İki tane viagra atıp, evini terkeden andropozlular, kahraman.
    Kocasını aldatan, kocasını aldattığı adamı da bıyıkları terlememiş
    oğlanla aldatan, devrimci. "Yılın annesi" aynı zamanda.
    Saçını Mohikan tarzında kestiren ve böğürme performansıyla normalde
    "heyete girmesi" gereken bir arkadaşa, "üste para veriyorlar" stüdyoya
    girsin diye. Kaynana ev almış, röportaj için. "Şehit anası" ilan etmişti kendini.
    İşi psikopata bağlayıp, suratında bardak kırma tarifesi, bin dolar.
    Hasta çocuğunun ameliyatı için patrona verme tarifesi, 150 bin dolar. Nakit.
    Öğretmen, dansöz olmaya çalışıyor. En çok "esemes" alan, gelin oluyor.
    Kulağını kafasına yapıştıran, kıymete bindi, zam yaptılar.
    Pantolon indiren transfer patlattı. Pezolar jüri.
    Kıç, baş olmuş kardeşim... Baş da kıç.
    Sorun, adli değil.                                                                               
    Köküne dinamit koyuyorlar milletin.

    YILMAZ ÖZDİL-SABAH


     Image Hosted by ImageShack.us

     

    Uluslararası davranış biçimleri

    Değişik ülkelerden gelmiş insanlar aynı masada birer kadeh şarap ısmarlarlar. Şaraplar gelince bakarlar ki, her birinin kadehinde birer karasinek vardır. Acaba kim nasıl tepki verecek?
    İşte bu sorunun cevabı :


    İsveçli, aynı kadehte yeni şarap getirilmesini ister.
    İngiliz, yeni kadehte yeni şarap getirilmesini ister.
    Finlandiyalı, sineği kadehten alır ve şarabı içer.
    Rus, şarabı sinekle içer.
    Çinli, sineği yer fakat şarabı içmez.
    İsrailli, sineği yakalar ve Çinliye satar.
    Yunanlı, şarabın üçte ikisini içer ve yeni şarap ister.
    Norveçli, sineği yakalar ve yem olarak kullanmak üzere balığa çıkar.
    İrlandalı, sineği ezerek şaraba karıştırır ve İngiliz´e ikram eder.
    İskoç, farkında olmadan şarabı sinekle içer, sinek boğazına takılınca; ´Allah kahretsin şimdi içtiğimi kusacağım!´ der.
    Amerikalı, lokantaya tazminat davası açar ve 65 milyon dolar tazminat talep eder.
    Türkleri masada temsil etmekte olan Temel ise yandaki eczaneden bir sinek ilacı almaya gider.
    alıntı

     

      Image Hosted by ImageShack.us

     

      bazı sözler karanlıkta söylenir, diyorum uykularımın birinde
    bazı sözler hiçbir zaman, diyorum kendi sesime uyanırken
    bazı sözler karanlıkta söylenir
    bazı sözler hiçbir zaman
    diyorum armaların birinde
    öyledir, iki yanı ağaçlı yollar, arasından
    geçip gitmektir şiir
    ağaçla, yolla, ne tarafa
    ve hangi zaman

    imgenin şiddetiyle çoğalır anlam
    parçalana parçalana

    geçtiğimiz yollardan
    onca yaprak düşer
    birkaç şiir kalır yalnızca
    o derin ağaçlardan

    kendi sesimize uyandığımız rüyalarda

    Murathan Mungan


     

    Image Hosted by ImageShack.us  

     

     

     

     

    Bir aşkı paylaşmak için çok geç, bir paylaşıma aşık
    olmak içinse erken... Beni sevda yerimden vurdu yine
    zaman... Şimdi sana söylenecek tek cümle:

    Bende sana yetecek kadar ben kalmadı


     

     

     

      

    Image Hosted by ImageShack.us

    BENDE SANA YETECEK KADAR BEN KALMADI

    Sus pus olmuş, puslu bir İstanbul'muydu yüzün, yoksa
    çok bildik hüzünler mi taşınmıştı yüzüne
    Dolmabahçe da çay tadında....
    Divit ucuyla yazılmış bir aşkın sureti vardı avuçlarında,
    tarih bir başka iklimin kıvamını gösteriyordu.
    Ben rehnedilmiş yelkovan gibi... hani akrep'i seven ama
    yüreği takvim yokuşlarında...

    Sinemada elinin elimde terleyişinin bir anlamı olmalı,
    sesinin sesimde yankılanmasının... sanki perdedekine
    üzülmüş ya da sevinmişsin de tesadüfen akmış yüzün
    içime... Yalan! Sen perdeye bakıyorsun, fikrin benim
    seyir defterimde.. ve ben amerikanca bir filmi kürtçe
    seyrediyorum...

    Kadın Beyoğlu'nun bir kış akşamında,
    üstündeki deri montun sahibine küs, soğukluğundan
    muzdarip yürüyordu... Adam da... Yürümek hiçbir şeyi
    çözmüyordu, bazı Aralık akşamlarında... Parmağında
    yaralı bir öyküyü taşıyordu adam... Kadının yüzünde
    bir hüzün... Hüzünlü aralık akşamında bir yüzük...
    Yüzüğün yüzünde dünya güzeli bir kadının kehaneti...
    ... Soğuğun ve karanlığın vehameti!

    Hayatı, bir başkasının pantolonu gibi, küçültülmüş,
    daraltılmış... İlk sahibinin o pantalonla yaşadığı şeyler,
    yani pantalonu pantalon yapan anılar, bazı ilkbahar
    bereleri yüzünden yapılan yamalar, ter tüketen
    yazlar... Hepsi daraltılmış... Yaşananlara bir beden
    büyük geliyor artık hayat!

    Bir aşkı paylaşmak için çok geç, bir paylaşıma aşık
    olmak içinse erken... Beni sevda yerimden vurdu yine
    zaman... Şimdi sana söylenecek tek cümle:

    Bende sana yetecek kadar ben kalmadı...
    Text Here

     

     

     

     

     

    Click for Izmir, Turkey Forecast

     

    SAYFAMI   Free Website Counter  KİŞİ ZİYARET ETMİŞ....

     


    Free Website

     

    Bu sayfada   dakika   saniye misafirim oldunuz .....  

     

    yorum yapmak için tıklayın
    ''ZİYARETÇİ YORUMLARI''

    ZİYARETÇİ DEFTERİME YORUM YAZMADAN GİTMEYİN......