|
|
April 29
Kendime Öğüt
Uslanma hiç hep deli kal Büyüme sakın çocuk kal Es deli deli böyle kal Son harmanında sevdanın Tüken toz toz savrula kal Suçüstü bulmalı ölüm Ölürken de sevdalı kal...
Aziz Nesin
Ne doğan güne hükmüm geçer, Ne halden anlayan bulunur; Ah aklımdan ölümüm geçer; Sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur. Ve gönül Tanrısına der ki: - Pervam yok verdiğin elemden; Her mihnet kabulüm, yeter ki Gün eksilmesin penceremden!
Cahit Sıtkı Tarancı
Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün, ya göründügün gibi ol.
April 18
HOŞÇAKAL

|
siyah beyaz tuşlarında piyanomun seni çalıyorum şimdi çaldıkça çoğalıyorsun odada sen arttıkça ben kayboluyorum
seni doğuruyorum geceye adını koyuyorum aya bakarak her şey sen oluyor her yer sen ben ölüyorum
sesini duyuyorum rüyalarımda gözlerimi kamaştırıyor ışığın rüzgar sen gibi dokunuyor bana ben doğuyorum
duymak istediklerimi söylemiyorsun hiç dokunmuyorsun bana sen gibi bir şimşek çakıyor tam kalbime düşüyor yıldırımı ben gidiyorum
|
Özdemir Asaf
AŞK OLSA GEREK
Öyle tutkuluydun ki hayata başlarken... Şimdiyse küçücük bir çiçek teselli ediyor seni... Aradaki o büyük boşluğun adı, aşk olsa gerek...
tozlu bir şemsiye durur
çatı katındaki odanın
kuytu bir köşesinde
kumaşındaki eski yağmurların
hüzünlü kokusuyla
anımsar mısın bilmem
yağmurun bardaktan
boşanırcasına yağdığı o günü
hani şemsiyeyi iyice çekip başımıza
dudaklarımla hesaplamıştım
yüz ölçümünü
nicedir sokağa çıkarmıyorum
şemsiyeyi
korkuyorum çünkü
kapısı açık kafesinden
uçan bir kanarya gibi
beni ikinci kez terk etmenden
yanıt alamayacağımı bilsem bile
yanına gidip
sorarım hergün şemsiyeye
altında elele
nasıl görünürdük diye Sunay Akın
BEN BENDE DEĞİL
Ben bende değil, sende de hem sen, hem ben, Ben hem benimim, hem de senin, sen de benim, Bir öyle garip hale bugün geldim ki Sen benmisin, bilmiyorum, ben mi senim.
Bİ DAMLACIK
Duru bir yeşildi ortalık Akşam güneşi kırılmış bir mızrak boyu Ve çocuk sesleriyle iniyordu ışık, Ağlarda sanki dargın bir kılınç balığı Pullarını döküyor üstüme Bir sessizliği anlatmak için yazıldı bu şiir Belki de anmak için bi damlacık bir sessizliği
|
| Yağmur
|
| İclal Aydın Hayat Güzeldir(15. baskı)
|
Yağmur yağıyor... Mutfak camındayım... Nasıl üşüdüğümü bilemezsin. Menekşelerim çiçek vermiyor artık anne söylediğin gibi hep dibinden su verdim ama... Şimdi telefon açsam sana , sesini duymakta yetmiyor ki. Hep aynı cümleler. Babamlar nasıl? İlacını aldın mı? Nedenini bilmediğim bir ağlamak var içimde. Bir yerlere sığdıramıyorum yüreğimi. Bazen dalıp giderdin mutfakta yemek yaparken tahta kaşıkla tencerenin başında öylece. Ne düşünürdün acaba?
Özlemek çok fena anne, anlamak seni daha da...Omuzlarım ağrıyarak uyanıyorum sabahları. Benim kızımın omuzlarımı ovmasına daha çok var.Gittikçe sanamı benziyorum ben? Ya da "annenin kaderi kıza" dedikleri doğru mu? "Baban eskitir herşeyi kızım." demiştin bir kez. Anlamamışım meğer, eskiyormuş anneciğim. Omzunu ovacak kalmıyormuş meğer aynı evin içinde.şimdi duysan bunları, ne üzülürsün mutsuz mu kızım diye, çoktan vazgeçmiş bir sesle. Mutsuz değilim de anne, yağmura ve mutfağımdaki kedere çare bulamıyorum. Evimi topluyor, toz alıyor,patlıcan kızartıyor, televizyon seyrediyor, akşam çalan kapıyı açıyorum. Açtığımı gören olmuyor. Pişirdiğim yeniyor da, güzel olmuş denmiyor. Çay demleniyor demleniyor, demleniyor.Kederim mutfağın her yerine yerleşiyor. Nasıl eskiyor herşey anne, nasıl eskiyor. Eskilerimi atmaya kıyamıyorum. Seni çok özlüyorum | TEXT HERE
|
KENDİ KENDİNE
Kişinin kendine ettiğini Edemez kişiye hiçbir fani Bu kahpe hırsı.ne kıskanç kini,ne şarap Nede haşhaş edemez.. Kişinin kendine ettiğini Tayfun, boran Dağ , taş edemez.
Kişinin kendine ettiğini Edemez Kişiye hiçbir fani tutmassa gerçek dost elini kendi kendiyle baş edemez. Kişinin kendine ettiğini Sarhoş edemez,ayaş edemez Mezar soyan nebbaş edemez..
|
as requested by kitty lovers
Belki Birgün Duyarsin Diye
Bu nasıl sevgi böyle? Bu nasıl tutku? Bu nasıl özlem? Ne zaman gözlerini görsem Bir çoğalıyorum, bir eksiliyorum
Mutluyum varsın diye Al uzattım ellerimi Seni sarsın diye Ceylanım! Belki bir gün duyarsın diye Çıkmışım bir dağ başına sana türkü söylüyorum
Ne güzel ellerin var incecik Ne güzel saçların var sapsarı Anlasana o yalansız gözleri O kirpikleri, o dudakları Düşündükçe baştanbaşa özlem kesiliyorum
Al desem, sana ömrümü versem Korkarsın, alamazsın ki Dur desem, kaçarsın yine ceylanım Gül desem, ağlarsın Gel desem, gelmeyeceksin, biliyorum
Bu engeller bana göre değil oysa Ben bu dağları aşarım Geçerim bu denizleri, korkma İşte düştüm yollara Dur, bekle beni, geliyorum
Sevmek inancım, tutkum benim en eski Dağıtsam dünyalara yeterdi bu sevgi Düşünsene, anlasana ceylanım Sen yoksan ne farkeder ki Ha öyle ölmüşüm, ha böyle ölüyorum
Ümit Yaşar Oğuzcan
|
Duyuru
Sefil bir nazara geldim nargile içinde duman Baharsız sevişme edasındayım kimsesiz İzah edemiyor durumumu hiçbir argüman Ya bitir bu gelişmeyi kökünden Ya da kısa dalga birşeyler çalınsın Yine eskisi gibi radyolarda Hani megahertz filan bazı sırlar veriyordu Metalik sesleri ve bordroları olan saygın adamlar.
Aşk yasaklandı artık halka açık yerlerde El tutmak yol açıyor diye hesapsız susmalara Kaldırdık tüm tutuşmaları Yasak kelime oyunu yapmak Yalan söylemek mecburi Ve serbest ayyuka çıkmak Artık yağmur sonraları toprak kokmak yasak Tomurcuklanmak günah Ve bir insan gözü yüzünden yüz gün art arda uyumamak Kimse ölmesin diye kimsenin aklında Her sevdalı verdiği sözü geri alacak Güneşi, ayı hatta hiçbir tabiat olayı Şahit gösterilmeyecek hiçbir sevdaya Ne deniyorsa ona atacak kalp Ve süresi yirmidört saate çıkarılacak Meskûn mahalde ağlamanın...
"Ne verdin de ne istiyorsun" yazacak ilkokul fişlerinde Ve her gün Her sevişmede Veresiye değil Peşin satan kazanacak. Yılmaz erdoğan

Günümüz insanı aşka aşık, aşığa değil! Aşkların kısa dönem askerlik gibi kısa sürmesinin nedeni herhalde bu. Zaplanan aşıklar dönemi bu dönem! Kanaldan kanala geçer gibi aşıktan aşığa geçiliyor. Peki bu neden böyle oluyor? Çünkü insan insana sevgisiz, insan insana tahammülsüz, insan insan için fedakarlık duygusunu yitirmiş, insan insana kendini adamaktan kaçıyor. Oysa fedakarlık, adanmışlık varsa vardır aşk. Fedakarlığın, adanmışlığın yaşamadığı yerde yaşamaz aşk. Ne yazık ki uğruna kendini adadığı ne bir ideali var günümüz insanının... Ne de uğruna kendini adadığı bir aşkı. Nerde ideali, aşkı uğruna her şeyden vazgeçen dünün insanı... Nerde hiçbir şey için hiçbir şeyden vazgeçmeyen bugünün insanı. Bugünün insanı aşkta da köşe dönmeci. Emek harcamadan yaşamak istediği gibi, emek harcamadan aşk yaşamak istiyor. Sevmeden sevilmek, vermeden almak istiyor. Hiç değilse bir koyup üç almak istiyor. Bir koyup üç alamadı mı ilişki bitiyor. İlişkiler çıkar, menfaat üzerine kurulu. Elektriklenmeler kısa devre. Bir günlük elektriklenmeler, bir gecelik sevişmeler aşk sanılıyor. Sevgili bayanlar baylar, aşka ayıp oluyor!!!!!!
Can Dündar


Sevgisiz bir bağlılık... Bu, insanı yaşaya yaşaya öldüren bir yaşamda sürükler. Sevgiyle bağlılık... Bu insanı öldüre öldüre yaşatan bir yaşamda sürdürür
özdemir asaf
BÖYLEYMİŞ
Yanarmış yürek böyle Islak bir yeşil sebebiyle Kaçarmış insan kendinden Nereye gittiğini bilmeden Ağlarmış gizlice Kurumuş toprağı ıslata ıslata Severmiş de sevilmezmiş Yalan da olsa gülermiş Sebebini bilmeden
SUSUŞTU YÜZÜN
bir ufukta bitiyor yüzün ve başka bir gökyüzü başlıyor komşu ellerle sarmalanıyorsun yanıyorsun...
ne kadar övülsen az avazım çıktığı kadar susuyorum ismindeki sesli harfleri
mayınlı bir gülümsemeyle senin karasularında olmak üstünde ilkbahar bir entari; sanki yeniden eski bir öyküye başlamak...
yüzündeki o billur akşam kahvaltısı sürgülerken özümü, ne kadarını sustuk konuştuklarımızın?...
BEN AŞKI ÖLÜMSÜZ BİLENLERDENİM

İstemem sevgili yüzüme gülme Eğer ki sonunda ağlatacaksan İstemem sevgilim ümitler verme Sonunda dünyamı karartacaksan
Ben aşkı ölümsüz bilenlerdenim Bir ömür boyunca sevenlerdenim Ellerin ellerime değmesin derim Eğer ki sonunda bırakacaksan
Gönüle vurulmaz asla bir kilit Seveni öldürür kırılan bir ümit Sevgilim yanıma yaklaşmadan git Eğer ki sonunda ayrılacaksan
|
sitem
Benden anlamadın şiirden anla Senin gülüşünle yaşadığımı Akşamı ettiğim senden kalanla Sabaha seninle başladığımı Benden anlamadın şiirden anla
Nurullah Genç
DELİ YABANCI

|
ey herşey bitti diyenler korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler. ne kırlarda direnen çiçekler ne kentlerde devleşen öfkeler henüz elveda demediler. bitmedi daha sürüyor o kavga ve sürecek yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
|
AŞK BİTTİ

|
aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da Uzun bir hastalık gibi Aralıksız dinlediğim alaturka bir fasıl gibi Gökyüzüne bakmayı, dostlara mektup yazmayı Çiçekleri sulamayı unutmuşluğum gibi Bitti.
Bir aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da
Yürümeyi yeniden öğrenen felçli bir çocuk gibi Sokağa çıkmalıyım şimdi ve çoktandır İhmal ettiğim dostlara yeni bir adres bırakmalıyım Pencereleri açmalı, kitapları düzenlemeliyim Belki bir yağmur yağar akşama doğru Yarıda bıraktığım şiirleri tamamlarım
Aşk da bitti diyordu ya bir şair Aşk bitti işte tam da öyle Ahmet Telli
|
April 07
Ayrı Ayrı
Kaçamak bakışlarımız dokunurdu birbirine suçlu suçlu yürürdük gülmeyi konduramadan dudaklarımıza acılarla delik deşik bir olgunluk izlerdi gölgelerimizi yağmur ıslatırken kaçak evi kimsesizliğimiz ayrı ayrıydı.
Aslında yakamıza yapışmasaydı aşk sahtekarlar cennetinde çakışmasaydı yollarımız sen ve ben pekala kandırabilirdik kendimizi mutluluk oynayarak ayrı ayrı yas içimizde uzun yolculuğa çıkmış olurdu ve bitmemiş olurdu takas.
A. Kadir Bilgin
GÖZLERİN KANIMA GİRDİ GİRECEK
Öyle düşman gibi bakma yüzüme Gözlerin kanıma girdi girecek Sitemler yağdırıp gelme üstüme Sözlerin kanıma girdi girecek
Adımın önünde adın yazılı Resmimin yanında resmin basılı Sabrım sabıkalı sevdam azılı Hasretin kanıma girdi girecek
Hangi mahkum çekmiş böyle işkence Asmalı mı dersin bu kalbi sence Ne gündüzüm gündüz ne gecem gece Sensizlik kanıma girdi girecek
Aldığım her nefes sana yazılı Korkarım ki sensiz ömrüm sayılı Yüreğim tutuklu gönlüm cezalı Hasretin kanıma girdi girecek. Ahmet Selçuk İlkan
SEN VURDUN DA BEN ÖLMEDİM Mİ Yokluğunda ne ateşleri hasretimle yaktım da Bir seni yakamadım, beni yaktığın gibi Çölde su, mahpusta gün, oruçta ekmek gibi bekledim seni Sense araya korkular koydun. Yasaklar koydun... Şimdi nerdesin diye sakın sorma Sen çağırdın da ben gelmedim mi?
Sen varken darılmazdım çiçeksiz baharlara, Yağmurlu havalara...Bu kasvetli akşamlara Sen varken Bakıp içlenmezdim tren istasyonlarına Otobüs duraklarına... Sen varken ayrılanlara ağlamazdım... Yıkılmazdım biten sevdaların ardından Gidenlere küsmezdim Kalanlara acımazdım... Sen varken böyle üşümezdim-titremezdim Masumdum, çocuklar gibi Böyle delirmezdim-küfretmezdim... Hele ölmeyi hiç düşünmezdim. Simdi soruyorum sana Adı sevdaysa bu cehennemin Sen yaktın da ben yanmadım mı?
Biliyorsun Bütün acılarına 'yeşil ışık' yaktım olmadı Bütün korkularına'arka çıktım'olmadı Dağlara merdiven dayadım olmadı Haziranda kar oldum yağdım avuçlarına olmadı Sevdim olmadı yandım olmadı taptım olmadı Artık benden aşkın biletini istediğin gibi kes Nasılsa gidiyorsun Biliyorum git..ardında Ağlayan bir çift göz Paramparça bir yürek Ve yıkılmış bir dağ görmek istemiyorsan Çek silahını daya sırtıma Titrersem namerdim... Sen vurdun da ben ölmedim mi? Ahmet Selçuk İlkan
|
|
|
|
|
|
Bir gün bir kral ama halkı tarafından sevilen bir kral, huzuru en güzel resmedecek sanatçıya büyük bir ödül vereceğini ilan eder. Yarışmaya çok sayıda sanatçı katılır. Günlerce çalışırlar, birbirinden güzel resimler yaparlar. Sonunda eserleri saraya teslim ederler. Tablolara bakan kral sadece ikisinden hoşlanır. Ama birinciyi seçmesi için karar vermesi gereklidir.
Resimlerden birisinde sakin bir göl vardır. Göl bir ayna gibi etrafında yükselen dağların görüntüsünü yansıtmaktadır. Üst tarafta pamuk beyazı bulutlar gökyüzünü süslemektedir. Resim bakanları mükemmel bir huzur resmi olduğunu düşündürecek kadar güzeldir.
Diğer resimde de dağlar vardır. Ama engebeli ve çıplak dağlar. Üst tarafta öfkeli bir gökyüzünden boşanan yağmurlar ve çakan şimşek resmi daha da sıkıntılı hale sokmaktadır. Dağın eteklerindeki bir şelale ise insana gürültüyü, yorgunluğu hatırlatacak kadar hırçın resmedilmiştir. Kısaca resim, pek de öyle huzur verecek türden değildir.
Fakat kral resme dikkatli bakınca, şelalenin ardında kayalıklardaki çatlaktan çıkan mini minnacık bir çalılık görür. Çalılığın üstünde ise anne bir kuşun örttüğü bir kuş yuvası göze çarpmaktadır. Sertçe akan suyun orta yerinde anne kuşun kurduğu yuva, harika bir huzur ve sükun örneği sunmaktadır izleyenlere....
Ödülü kim kazandı dersiniz? Tabi ki ikinci resim... Kralın açıklaması çok da uzun değildir:
Huzur hiçbir gürültünün sıkıntının yada zorluğun bulunmadığı yer demek değildir. Huzur bütün bunların içinde bile yüreğimizin sükun bulabilmesidir. Kaynak bilinmiyor. Text Here
|
|
|
|
| |
AYNA OYUNU
Mahalledeki en güzel kızın duvara aynasından yansıttığı ışığı nedendir bilmem hep ben yakalardım onca çocuğun elleri arasından.
SEVİYORSANIZ EĞER

|
Seviyorsanız eğer; Geç kalmayın sakın aşkınızı söylemeye telgraf çekin, telefon edin, mektup yazın... Uçaklara, trenlere tüm taşıtlara binin... Koşun, arayın, bulun, haber gönderin, birine anlatın... Duvarlara yazın, ağaçlara kazıyın... Yani deneyin bütün olanakları, hiç olmazsa; iki yaprak samanlı kağıda yazın... Ama sakın geç kalmayın!
AŞKINIZI SÖYLEMEYE...
Özdemir İnce
|

|
|
|
Gitmek
|
|
Can Yücel
|
|
BUGÜNLERDE herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına, bir başka ülkeye,dağlara, uzaklara... Hayatından memnun olan yok. Kiminle
konuşsam aynı sey... Her şeyi, herkesi bırakıp gitme isteği. Öyle "yanına almak istediği üç şey" falan yok. Bir kendisi. Bu yeter zaten. Her şeyi, herkesi götürdün
demektir. Keşke kendini bırakıp gidebilse insan. Ama olmuyor. Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor. Yani her şeyi yüzüstü bırakmak göze alınamıyor. Böyle gidiyor işte. Bir yanımız "kalk gidelim", öbür yanımız "otur" diyor. "Otur" diyen kazanıyor. O yan kalabalık zira. İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
güvende olma duygusu... En kötüsü alışkanlık. Alışkanlığın verdigi rahatlık, monotonluğun doğurduğu bikkinliği yeniyor. Kalıyoruz. Kuş olup uçmak isterken ağaç olup kök salıyoruz. Evlenmeler... Bir çocuk daha doğurmalar... Borçlara girmeler... İşi büyütmeler... Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor. Misal, ben... Kapıdaki Rex'i bırakıp gidemiyorum.
Değil bu şehirden gitmek, iki sokak öteye taşınamıyorum.
Alıp götürsem gelmez ki... Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında. Herkes onu, o herkesi seviyor. "Sırtında yumurta küfesi olmak" diye bir deyim vardir; evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin. Kendi imalatımız küfeler. Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada. Ölüm var zira. Ölüme inat tutunmak lazım. İnadına kök salmak lazım. Bari ufak kaçışlar yapabilsek. Var tabii yapanlar. Ama az. Sadece kaymak tabakası. Hepimiz kaçabilsek... Bütçe, zaman, keyif... Denk olsa. Gün içinde mesela... Küçücük gitmeler yapabilsek. Ne mümkün. Sabah 09.00, aksam 18.00. Sonra baska mecburiyetler. Sıkışıp kaldık. Sirf yeme, içme, barınmanın bedeli bu kadar ağır olmamalı. Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz. Bir ömür karşılığı bir ömür yani. Ne saçma. Bahar mıdır bizi bu hale getiren? Galiba. Ben her bahar áşık olmam ama her bahar gitmek isterim. Gittiğim olmadı hiç. Ama olsun... İstemek de güzel.
| | Text Here
Hangi eve Başımızı soktuysak.. Yer yerinden oynadı Aşkımızdan.
Büyük aşklar Eve sığmaz diye Bir şair sözü vardır da, Ondan.
Özdemir Asaf
|
Hayat bize mutlu olma şansı vermedi sevgili biz kendimizden başka herkesin üzüntüsünü üzüntümüz, acısını acımız yaptık çünkü. Dünyanın öbür ucunda hiç tanımadığımız bir insanın gözyaşı bile içimizi parçaladı. Kedilere ağladık, kuşların yasını tuttuk... Yüreğimizin zayıflığı kimi zaman hayat karşısında bizi zayıf yaptı. Aslında ne güzel şeydir insanın insana yanması sevgili... Ne güzeldir bilmediğin birinin derdine üzülebilmek ve çare aramak. Ben bütün hayatımda hep üzüldüm, hep yandım. Yaşamak ne güzeldir be sevgili... Sevinerek, severek, sevilerek, düşünerek... Ve o vazgeçilmez sancılarını duyarak hayatın...,
|
Bizi kandıran o şarkılar, o mavi gece O sıcaklığı beyaz ellerin, o ilk bakış Sebepsizliğin sebep olduğu şafak vakti O çok sevmek gecelerde o çaresiz aldanış. Uzayan saçlar, alnında avuçlarımızın İşte o, insanın bir yerde, aşka boyun eğmesi Kırılmak, bölünmek, o hep bütünlenmek O çok sevmek, tenin bir başka tene değmesi. Yanmak mı o eski çağlarda yanmak Kül olup savrulmak rüzgara karşı İlk kesilmişliği mağrur ellerimizin O çok sevmek, kanımızın o ilk akışı. İşte pınarlar, testiler, ırmaklar, çeşmeler Kanlı avuçlarla içmek aşkı kanmadan O kıyılarımızdaki denizin ilk coşkunluğu O çok sevmek büyütmek onu hep, orada o zaman
Kazımak ulu ağaç gövdelerine adımızı Yazmak her şeyi bir bir kumların üstüne O her işkenceye mahkum olmuşluğumuz O çok sevmek, daha çok sevmek günden güne.
Öyle delicesine, öyle korkunç, öyle çılgın O çok sevmek o yanardağ, o ateş, o yangın...
Ümit Yaşar oğuzcan
|
|
|
Hayat Gül Kokulu Bir Sağanak Yine
gözlerimin önünde ıslak dağların kabaran yalnızlığı ne varsa uçurumlar eşiğinde hüzünlerle yalpalayan ne varsa gözlerimin önünde
ve hayat gül kokulu bir sağanak yine birşeyler anlatmak istiyor hayat ve alıp götürmek bir şeyleri kurt sofralarına gün batıyor gün batıyor bukağısı paslı bir sevinç oluyor yalnızlığım
unutuyorum sevgilim suretini durgunluğun "niçin"di unutuyorum
gün batıyor ürkek yıldızlar dolanıyor yalnızlığıma umurumda değil ne yağmur ne ayaz ne de kerpiç kokusu havada unutuyorum/sabaha/kadar/ gün batıyor sonra bir akasyayı okşuyor gözlerim geciken sabahlara koşuyor kuşlar gözlerimin önünde ve hayat gül kokulu bir sağanak yine Yılmaz odabaşı
|
|

|
Sebebim Derler Ya...
ölümüm senden olur bilinsin ne uçsuz bir kan akışı ne buğusu kadehte rakının, ela ve sonsuz bir teneşir uykusu gözlerinin ağlamaklı bebeğine...
acemi zamanlar silinsin ölümüm senden olur bilinsin sen istesen aslında bütün kafiyeleri eskitirsin
aklında kalmayacak aklım başka kollar başka sarılmalar ve her defasında alsancak platonik rutubet kokacak aklına bir fikir gelecek bir çift iri memenin kuşkusuna fidye vereceksin
bütün iklimlerin feri silinsin ölümüm senden olur bilinsin
gözlerin bir içim çaydı bizansta, gözlerin, ela teneşir uykularıma kapanan kırık pencere... Yılmaz Erdoğan
|
|
|
|
|
Kırılgan
Kırılgan bir çocuğum ben,Yüreğim cam kırığı Bütün duygulardan önce,Öğrendim ayrılığı Saldırgan diyorlar bana,Oysa kırılganım ben Gözyaşlarım mücevher Saklıyorum herkesten Ürküyorlar gözümdeki ateşten,Ürküyorlar dilimdeki zehirden Ürküyorlar o dur durak bilmeyen,gözükara cesaretimden Diyorlar: Bir yanı sarp bir uçurum, Bir yanı çılgın dağ doruğu. Oysa böyle yapmasam ben Nasıl korurum içimdeki çocuğu? Bir yanım çılgın nar ağacı Bir yanım buz sarayı.
Murathan Mungan
AŞK BİTTİ
Bir aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da
Uzun bir hastalık gibi
Aralıksız dinlediğim alaturka bir fasıl gibi
Gökyüzüne bakmayı, dostlara mektup yazmayı
Çiçekleri sulamayı unutmuşluğum gibi
Bitti.
Bir aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da
Yürümeyi yeniden öğrenen felçli bir çocuk gibi
Sokağa çıkmalıyım şimdi ve çoktandır
İhmal ettiğim dostlara yeni bir adres bırakmalıyım
Pencereleri açmalı, kitapları düzenlemeliyim
Belki bir yağmur yağar akşama doğru
Yarıda bıraktığım şiirleri tamamlarım
Aşk da bitti diyordu ya bir şair
Aşk bitti işte tam da öyle
|
|
|
|
|
|
t
BAHAR GELME ÜSTÜME! Bahar, yalvarırım çek git işine!.. Salma üstüme çiçeklerini, ...aklımı çelme!.. Her sabah çimenlerin çiyden ürpererek uyanıyor bahçemde;sonra güneşle oynaşıp tütsülenmiş gibi buğulanıyor. Ne zaman sokağa çıksam badem ağaçları salkım saçak çiçek... Kavaklar kıpır kıpır, ıslık ıslığa meltem... Kırda dayanılmaz bir kekik kokusu, toprakta türlü çeşit börtü böcek... Yapma bunu bana bahar, Böyle üstüme gelme...! * * * Zaten damarlarıma zor zaptediyorum kanımı... Çoktan cemreler düşmüş beynime, yüreğime... Kalbimin buzları erimiş. Göğüs kafesimde ne idüğü belirsiz bir kıpırtıyla geziyorum nicedir... Bir de sen çıldırtma beni... Krizdeyim ben... tembelliğin sırası değil, uyamam sana... Al git serçelerini sabahlarımdan, çağlalarına, kokularına hakim ol. Meltemlerine söyle, deli gibi ıslık çalıp sokağa çağırmasınlar beni... Bulutların üşüşmesin başıma... Girme kanıma benim... ...yoldan çıkarma...! * * * Sen ki en cilvelisisin mevsimlerin, afrodizyakların en etkilisi, Sevdanın suç ortağısın. Kıyma bana...! Biliyorum çünkü, yine kandırıp yeşillendireceksin aşka; gövdemi azdırıp sonra birden çekip gideceksin. Tam kanım kaynamışken sana, toplayıp allarını morlarını, beni bir kuraklığın ortasında terk edeceksin... O iple çektiğim ışığın, dayanılmaz olacak o zaman... Ne o delişmen sabahları kalacak, ne günaha çağıran çapkın eteklerin uçuştuğu günbatımları... Tembel kuşların şakımaktan bitap, ebruli çiçeklerin kokmaktan... Buselerin nemi kuruyacak çöl rüzgarlarında... Yeşerttiğin çiçekler, yürekler solacak; damar damar çatlayacak ruhumuz... Hayat, bir ezik otlar diyarına dönüşecek yeniden, yüreğim viraneye... Her bahar sarhoşluğu gibi, geçecek bu sonuncusu da... Ebedi bahar, bir başka bahara kalacak. * * * İyisi mi, hiç azdırma ruhumu bahar... İŞ açma başıma... Git işine! Yoldan çıkarma beni
Can DÜNDAR
|
|
|
|
| |
Olmayacaksa
O gider buralardan, sen döndüğün bir günde... Aranırken onu sen başkaları yüzünde. Işık olur tararsın karanlıkları bir-bir... O güneş gibi parlar, sen söndüğün bir günde.
Yaşamın aramakla olgunlaşıp yitmiştir; Kocaman bir ağacın tek bir yemişi gibi... Karamsar bir öyküdür, bir sence değerlidir; Yalnız masal ulu'su bir dağ erimiş gibi.
Özdemir Asaf
Ayrılık Şiiri
Her satırı Mendireğe dizili karabataklara benzeyen Bir mektup bırakarak Balıkçı koynundan Sisler içinde uzaklaşan kayık gibi Bir sabah usulca ayrıldın Koynumdan
Bütün yolcularını Boğaz köprüsünün çaldığı Araba vapurunun Boş seferleri Gibi yalnızca rüzgâr Gezinir sensiz Yüreğimde
Durgun bir sudur aslında deniz Ki çocukların acemi oltalarını denedikleri Kuytu bir iskelenin Tahtaları altına kazıdığım Ayrılık şiirini okudukça Dalgalanır...
sunay akın
|
|
ÖMRÜM ÖMRÜM
mum yanar mum ışıldar kendileri yoktur gölgeleri oluşur ferinden korkulsa da rahmetin yenilmez toprağa can katmanın kudreti bir ömre kaç hayat sığar görülecektir.... mum aydınlar mum sınar ayrılık acısı kadar seversin ve sevmenin coşkusu kadar koyar insana aşk sözlüğünden ayrılmak
mum yaralanır mum sürer kem göz sahibini sürükler son çağındır artık fitil kokar gövdende birikir senden eriyen parçalar
mum biter mum söner dibine hayatın işte yaşadım dediğin bir mum ömrüdür
eren ve eriten kendini.... text here
|
MART DİYE BAHAR GELDİ
Adını savurur rüzgar, Saçlarının niyetine. Aşka küserim sonra,ülserim azar, Azar azar düşer şakaklarıma mart akları.
Bak ne güzel erken bahar açmış ağaçlar, Bir soğuk vursun da görsünler günlerini!
Adını savurur rüzgar, Deneyimli bahar niyetine. Ülserim azar, Azar azar düşer saçlarıma mart akları.
Ben her bahar pişman olurum. Erken açar baharlarım, Soğuk vurur goncalarıma, Toprak olurum.
Martı görünce kaçacak yaz ararım. Ve gözlerimi kapatırım erken martı sesi duyunca. Sanki kızım dilime vurmuş sanırım, Giderken kapattığım kapının kilidi.
Ben her bahar pişman olurum.
Güneşe kanar yapraklarım
Güneş Özlemi
Çeksem kapıyı gitsem Taşları arasında çimenler biten Kaldırımlar boyunca gitsem Açık pencerelerinden beyaz yorganlar görünen Işıklı dut gölgelerinden Fakir mahallelerinin akkavakları Yalansız suyla güneşle büyüyen Ordan öte katırtırnakları sarı sarı Bir erguvanlar vardı Pembe mi desem deli mi desem
Bu ümit olmasa içimde Buralarda bir gün beklemem
Necati Cumalı
March 19
Deniz Bitti
Öyle dalgalıydı ki saçların... Bir damla yağmur düşse, hemen yolunu kaybeder O dalga, bu dalga ha babam dolaşırdı Sonra yorgun başını bir köşeye yasladığında Aklından hiçbir şey geçirmekesizin Masum uykulara dalardı...
Öyle hırçındı, öyle dalgalıydıki saçların Bir anda alabora ederdi ellerimi Koştukça koşardım, dalgaların yamaçlarına Bir kez daha kaybolurdu damla Şöyle bir karıştıracak olsam denizi Fırtınalar kopardı baktığım yerden O zaman batık gemiler çıkardı su üstüne Ve yağmur yağardı hepsinin içinde
Öyle dalgalıydı, öyle bir dalgalanırdı ki saçların Tuz ve kum kokusu birbirine karışırdı Çölde mi yoksa denizde mi kaybolur bilemezdi damla Ben de bilemezdim işte, yüreğime sığınırdım anca

|
Acılar Denizi
|
Ben acılar denizinde boğulmuum
İşitmem vapur düdüklerini, martı çığlıklarını
Dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni
Duyarım yosunların benim için ağladıklarını
Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime
Gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını
bu ne karanlık, bu ne zindan gece böyle
Bütün gemiller söndürmüş ışıklarını
Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma
Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek
Baksana; herkes içime dökmüş artıklarını
bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa
Bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse
Yılların içimde bıraktıklarını...
|
| Denizi özleyenler için
|
Gemiler geçer rüyalarımda,
Allı pullu gemiler, damların üzerinden;
Ben zavallı,
Ben yıllardır denize hasret,
"Bakar bakar ağlarım."
Hatırlarım ilk görüşümü dünyayı,
Bir midye kabuğunun aralığından;
Suların yeşili,göklerin mavisi,
Lapinaların en harelisi...
Hala tuzlu akar kanım
İstiridyelerin kestiği yerden.
Neydi o deli gibi gidişimiz,
Bembeyaz köpüklerle, açıklara!
Köpükler ki fena kalpli değil,
Köpükler ki dudaklara benzer;
Köpükler ki insanlarla
Zinaları ayıp değil.
Gemiler gecer rüyalarımda,
Allı pullu gemiler,damların üzerinden;
Ben zavallı,
Ben yıllardır denize hasret  |
|
Sessiz Gemi
|
Artok demir almak günü gelmişse zamandan
Mechule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol.
Rıhtımda kalanlar bu seyahetten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli,
Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilinmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.
Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden.   |
Sen üzerinde nice şafakların söktüğü Sevgi denizlerime akan büyük nehir Sen biraz ışık, biraz tılsım, biraz büyü Sen yıllardır yazıp bitiremediğim şiir
Durmadan bir gül açar ellerinde pembe Sen nefes alışı en bakir güzelliğin Gözlerin midir parlayan gökyüzünde Bir güneş doğarcasına geceleyin
Ne zaman seni düşünsem yaşamak güzel Bir bahar bahçesi olur güz bahçeleri En karanlıklarda bile uzanır bir el Kendiliğinden açar sabaha perdeleri
Sen varsan dallarda kuşlar memnun Tüm çiçeklerin rengi değişik, kokusu başka Öylesine gerçek ki var olduğun Çarpar güzelliğin kıyılarıma dalga dalga
Tutsam ellerini içim ürperir hazdan Başım döner gözlerin gözlerime değse Kalan tek hatıradır gülüşün bir yazdan Yokluğun da odur senin ölmek neyse
Sen bastığın yerde çiçeklerin büyüdüğü Her zaman en güzel, her yerde eşsiz Sen yaprak, sen köpük, sen kuş tüyü Sen sevgi nehirlerimin aktığı büyük deniz
Ümit Yaşar Oğuzcan
GEMİLERİM
Elifbamın yapraklarında Gemilerim, yelkenli gemilerim. Giderler yamyamların memleketlerine Gemilerim, yan yata yata; Gemilerim, kurşunkalemiyle çizilmiş; Gemilerim, kırmızı bayraklı. Elifbamın yapraklarında Kız Kulesi, Gemilerim.

GEMİ
Bir gemi kalktı az önce Sessiz ve çaresiz Arkasına bakmadan gitti Üzgün ve sevgisiz Benlki sen vardın O sessiz gemide Hani sende sessiz kalırdın ya Söylediğim her sözde

|
Unutmak mı? Delisin... Gitmesemde bekler orada deniz. Gelirsem, bilmelisin Benim beklememdir burada deniz. Gitmek gibi geleceğim Denizin delisine Delinin denizi gibi O ne kadar giderse...
Özdemir Asaf
On sekiz yaşın nisan günleri Dünya bir kızın gözlerinden ibaret Hayat bir tas su içimi Ne zaman oldu aklımda yoktu Yağmurlar yağdı hatırladım Yayıldı içime aşk iklimi
Toprak kokusu bu muydu Böyle miydi benim insanlarım Ben hiç yoruldum mu severken Ah bu uzak ses kimin Şüpheniz olmasın şimdi bile Düşüp ardına gidebilirim Talip Apaydın

MİNARE Top oynayan arkadaşlarını
minareden gördüğü
için acelecidir
ezan okuyan
çocuğun sesi
 
|

|
|
Aşkta Yarın Yoktur Sevgili
|
|
Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili. O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır. Gelir ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur. Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar. Bu yolculukta artık para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular yoktur. Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili. İnsan bir başka ışığa teslim olur... Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında. Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de... Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan... Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye... Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya... İnsan bazen nedensiz yere umutsuzluğa kapılır. Kimselere veremez sevgisini, kimselere kendini anlatamaz, evlere kapanır... Bazen denizler, kıyılar çeker insanı. İnsan bu kapılmayı anlayamaz, oysa çok eski bir yerde yaşanmasından korkulup vazgeçilmez aşkların sızısıdır bu. Bu sızı, bu yenilgi mevsimlerle yıllarla devredilir başka insanlara... Bir insanın yaptığı bir hatanın tüm insanlara yayılması gibi... İşte şimdi biz de sevgili, ya olmadık zamanlarda umutsuzluğa kapılıp, soluğu evlerde alacağız, ya da denizler, kıyılar çekecek bizi. Nasıl biz başkalarının korkaklığını taşıyorsak, başkaları da bizim korkaklığımızı taşıyacak, yenilgimizi, umutsuzluğumuzu... Birazdan sabah olacak... Para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular başlayacak... Bunlar varsa ve bizim için geçerliyse aşk yoktur ve hiç olmamıştır sevgili. Birbirimizi kandırmayalım... Hadi güne hazırlan. Yaşadıklarımızı unutmaya çalış. Aşk bize güvenip verdiği büyüsünü, sırlarını, cesaretini, bilgeliğini ve o ilkel, o yaban ağrısını geri alacak. Bunlar olurken içimiz bir an çok üşüyecek, sonra geçecek... Hadi, oyalanma birazdan yarın olacak... Aşkta yarın yoktur sevgili...
|
|
|
|
Cezmi Ersöz
| TYPE UR TEXT IN HERE
February 04
|
Kalbini Bir Issızlığa Emzirirsin
|
İncitir tenini
Kim olursa olsun sevişmek,
İncitir yüzleri olmayan bedenlerin
Kimsesiz hazları...
Çarmıha gerilmiş ruhlar
Döner boşluğun çarkında.
Bir elin burada, bu aşksız zamanlarda,
Bir elin yorgun kalbinde,
Döner bir gün döner diye beklersin,
Tenini incitmeden kalbinin kapısını açacak el,
Eldeki incetilmiş büyü, sabır, yangın...
Beklersin, beklersin...
Beklerken,
Kalbini bir ıssızlığa, umut dolu bir yokluğa emzirirsin...  TESTİ
Dolu bir testiydim ben,
Başaşağı ettiniz beni;
Eh, boşalıverdim derken...
İyi mi ettiniz yani?
Sevgiler vardı içimde
Ezgiler vardı, iyilikler...
Boşaltıverdiniz, hem de
Düşürüp kırmaktan beter.
Hoş, yine bir testiyim ben,
Yine varım ama bomboş.
Ahmet Muhip DRANAS 
|
Bütün yaz Kuyunun başında yedik Akşam yemeklerini
Cevizler iç tuttu Bademlerin kabukları kurudu Ayvalara sindi gün ışığı
Yaz geçti İçeriye aldık Masayı sandalyeyi
Karıncalar ortalardan çekildi Kuyunun taşında arılar yok Boş kova devrik durur şimdi
|
|
|
|
|
|
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne. "O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin. Demeyeceksin işte. Yaşarsın çünkü. Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki. Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın. Ve zaten genellikle o daha az sever seni, Senin o'nu sevdiğinden. Çok sevmezsen, çok acımazsın. Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem. Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini... Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin. Senin değillermiş gibi davranacaksın. Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın. Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın. Çok eşyan olmayacak mesela evinde. Paldır küldür yürüyebileceksin. İlle de bir şeyleri sahipleneceksen, Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin. Gökyüzünü sahipleneceksin, Güneşi, ayı, yıldızları... Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak. "O benim." diyeceksin. Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Şeylerin... Mesela gökkuşağı senin olacak. İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın. Mesela turuncuya, yada pembeye. Ya da cennete ait olacaksın. Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın. Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat. İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...
Can YücelText Here
|
|
|
|
| |
Hafifçe ısırılmış bir elmanın dilimindeyim Elmanın kokusundayım Anısındayım -kimbilir kimin-
Anılarda görünür, düşlerde görünmez insan Düşlerde görünen anlamlardır Özelliklerdir bir de belli belirsiz.
Ve İnsansız anı yoktur. Var mıdır?
Edip Cansever
| Ada
|
|
|
|
Thomas Cook, bir araştırma gezisi sırasında
Atlas Okyanusu'nun ıssız bir yerinde milyonlarca
kuşun havada çığlıklarla daireler çizerek uçtuğunu görür.
Kulakları sağır edecek kadar yüksek sesle çığlıklar atan
kuşlardan yorulanlar, okyanusun dev dalgaları arasına
kendilerini atarak intihar etmektedirler! Bu olayı yıllar
boyunca bir çok balıkçı görür, bir çok bilim adamı araştırır. Kuş bilimciler, yaptıkları araştırmalarda göçmen kuşların
farklı yönlerden gelerek, okyanusta bu noktada
birleştiklerini keşfederler, ancak intihar etmelerinin
nedenini çözemezler.
Yıllar süren araştırmalar sonucunda bu trajik olayın
yaşandığı yerde bir ada olduğunu; kuşların göç yolu
üzerinde bulunan bu adanın bir deprem sonucunda
okyanusa gömüldüğünü bulurlar. İnsanlarin
yokluğunu bile farketmedikleri ada, kuşlar için,
göç yollarının vazgeçilmez bir durağıdır. Kuşlar binlerce yıllık alışkanlıkla adanın yerini
bilmektedirler ve uzun, yıpratıcı bir yolculuktan
sonra aradıkları adayı bulamayınca, yorgunluktan
bitkin bedenlerini çığlık çığlığa okyanusun sularına
gömmektedirler.
Peki ya siz...
Sizin hiç bir adanız oldu mu? Yaşamın uzun göç
yollarında size bir yudum taze soluk verecek,
yolunuza dinç olarak devam etmenizi sağlayacak
bir adanız var mı? Bir gün yerinde bulamazsanız,
ille de ulaşmak ve sığınmak için başınızın
döndüğü, dengenizi yitirinceye kadar çırpınıp
kanat çırptığınız bir ada bulabildiniz mi kendinize?
Sınırsızca herşeyi paylaşabileceğiniz bir dost, yola birlikte çıkacak kadar güven duyduğunuz
bir arkadaş, size daima huzur ve mutluluk
verecek bir eş, ulaşmak için yıllardır uğraş
verdiğiniz bir amaç edinebildiniz mi?
Yılbaşında şöyle bir kere daha bir iyi bakın
çevrenize... Size gelen, sizin gittiğiniz, sizi bulan,
sizin bulduğunuz kaç adanız var çevrenizde? Kaç tane durup nefeslendiğiniz ada
bulmuşsunuz kendinize?
| TEXT HERE
İYİ DÜŞÜNÜN
Bu yilinizi iyi geçirdiniz mi? Saglikli oldugunuz için hiç sevindiniz mi? Bu yil hiç gün isigi ile uyandiniz mi? Kaç kez günesin dogusunu izlediniz? Bir neden yokken kaç kisiye hediye aldiniz? Kaç sabah yolda bir kediyi oksadiniz? Bu yil yeni dogmus bir bebek parmaginizi sikica tuttu mu hiç? Ve siz onu hiç kokladiniz mi? Yaz gecelerinde ne çok yildiz olduguna hiç sasirdiniz mi? Kendinize bu yil kaç oyuncak aldiniz? Kaç kez gözlerinizden yas gelinceye kadar güldünüz? Yasli bir agaca sarildiniz mi bu yil? Çimlere uzandiginiz oldu mu? Çocuklugunuzdan kalan bir sarkiyi söylediniz mi hiç? Hiç suda tas kaydirdiniz mi bu yil? Kaç kez kuslara yem attiniz? Bir çiçegi dalindayken kokladiniz mi? Bu yil kaç kez gökkusagi gördünüz? Ya da hediye alan bir çocugun gözlerindeki isigi? Kaç kez mektup aldiniz bu yil? Eski bir dostunuzu aradiniz mi hiç? Kimseyle baristiniz mi bu yil? Aslinda mutlu oldugunuzu kaç kez farkettiniz bu yil? Iyi bir yilin, bunlar gibi birçok "küçük seye"e bagli oldugunu hiç düsündünüz mü bu yil? Yayilin çimenlerin üzerine..... Acele edin.... Er veya geç... Çimenler yayilacak üzerinize...
LEYLAKLARINI ANLATIYORUM
Leylak getiriyorsun bana güneşli bir gün
Onu saçlarından topladığın belli
Bir leylak bahçesisin karşımda
Böyle kucağında kalsa daha iyi
Bir vazoya bırakıp gidiyorsun
Sen gidiyorsun leylaklar kalıyor mu sanki
Önce renkleri gidiyor arkandan
Nesi varsa gidiyor soyunarak
Her vazoya baktıkça karşımdasın ne tuhaf
Her kokladıkça dönüp dönüp geliyorsun
Düşünceler gibi filizleniyorsun gün geçtikçe
Yaprak yaprak gelişiyorsun
Leylak leylak bakıyorsun gözlerimin içine
Ölümsüz bir mevsim oluyorsun
Düz değil düzen değil az değil ezen değil
Boz değil bozan değil
Bir gül biter içimde içimde içimde
Tam bildiğim biçimde biçimde biçimde
Oy gecenin tam üçünde gecenin tam üçünde
Sevda gibi kanımda can verirken elimde
Pençe gibi düşümde uy değil uyku değil
Uy değil uyku değil
Bir gül biter içimde
Gecenin tam üçünde
Can değil canan değil er değil eren değil
Geç değil erken değil
Bir gül biter içimde içimde içimde
Tam bildiğim biçimde
Oy gecenin tam üçünde gecenin tam üçünde
Fikret Kızılok
Tik tak tik tak tik tak. Adem baba kadar eskidir aşkın tarifi en az kendisi kadar. Habil ile kabil iki kardeş değil miydi! Neydi onları ayıran!
Kimisi derki aşk bilmece, Kimisi tutku,kimisi ihtiras.. Kimisinin kafası karışık,hala düşünür.
Bana sorarsan aziz dostum Yüreklerde yaşayan prens ve prenseslerdir engin derinliklerde, gönüllerin mahfuz yerinde şaşarsın günün birinde, bir tebessüm,tatlı bakışlar,aşk sözcükleri içinde bir yerde karşılığını bulur. Seni sen değilsin yöneten gayri, O çocuk çıkmıştır açığa. Artık aşkın saati çalışmaktadır Kimseye kulak asmadan... Tik tak tik tak tik tak.
Hakan İnan

November 16
|
|
Deli Kızın Türküsü
Sana büyük caddelerin birinde rastlasam Elimi uzatsam tutsam götürsem Gözlerine baksam gözlerine konuşmasak Anlasan Elimi uzatsam tutamasam Olanca sevgimi yalnızlığımı Düşünsem hayır düşünmesem Senin hiç haberin olmasa Senin hiç haberin olmaz ki Başlar biter kendi kendine o türkü
Yağmur yağar akasyalar ıslanır Bulutlar uçuşur geceleyin Ben yağmura deli buluta deli Bir büyük oyun yaşamak dediğin Beni ya sevmeli ya öldürmeli
Yitirmeli büyük yolların birinde ne varsa Böcekler gibi başlamalı yeniden Bu Allahsız bu yağmur işlemez karanlıkta Yan garipliğine yürek yan Gitti giden
|
|
|
|
|
|
|
| |
Benim de öyle akşamlarım vardır. Kapıdan girince anama sarıldığım, Çocuklara karamela ve çekirdek getirdiğim, Meyhaneye uğramadan çakır keyif, Düşmanım yok, Gündeliğim cebimde, Küfretmeden Öyle tasasız döndüğüm akşamlar.. Benim de öyle akşamlarım vardır.
Her gece böyle değilim.
Melih cevdet Anday
GÜZEL BİR YAZI
Cinsel Seçme yaşına gelmeden, babası yaşında adamlarla evlendiriyorlar kızları... Adı üstünde "reşit değil." Ehliyet vermiyorsun... Trafiğe sokmuyorsun... Ama gerdeğe sokuyorsun. Beşikten sözlü. İlkokulda nişanlı. 30 yaşında torun sahibi olan var. 14'ünde evlen, 15'inde doğur... Doğurduğunu 14'ünde evlendirsinler... 15'inde doğursun. Al sana, 30'unda anneanne. 45'inde nine. Parayı bastırıp... Torunu yaşında kız çocuklarını şehvetle koynuna alan sapık moruğa, "damat" deniyor bu ülkede. Sonra diyorlar ki, "Türkiye nasıl olur da, çocuklara karşı cinsel suçlarda dünya birincisi olur?" Ya nerede olacaktı? Elalemin "suç" saydığı... Bizde olmuş "örf, adet." Bu insanlık ayıbıyla mücadele etmeden, çocuklara karşı işlenen cinsel suçlarla mücadele edemez Türkiye. Çünkü sorun, adli değil. Ahlaki. Açın gazeteleri, televizyonları... İki tane viagra atıp, evini terkeden andropozlular, kahraman. Kocasını aldatan, kocasını aldattığı adamı da bıyıkları terlememiş oğlanla aldatan, devrimci. "Yılın annesi" aynı zamanda. Saçını Mohikan tarzında kestiren ve böğürme performansıyla normalde "heyete girmesi" gereken bir arkadaşa, "üste para veriyorlar" stüdyoya girsin diye. Kaynana ev almış, röportaj için. "Şehit anası" ilan etmişti kendini. İşi psikopata bağlayıp, suratında bardak kırma tarifesi, bin dolar. Hasta çocuğunun ameliyatı için patrona verme tarifesi, 150 bin dolar. Nakit. Öğretmen, dansöz olmaya çalışıyor. En çok "esemes" alan, gelin oluyor. Kulağını kafasına yapıştıran, kıymete bindi, zam yaptılar. Pantolon indiren transfer patlattı. Pezolar jüri. Kıç, baş olmuş kardeşim... Baş da kıç. Sorun, adli değil. Köküne dinamit koyuyorlar milletin.
YILMAZ ÖZDİL-SABAH
Uluslararası davranış biçimleri
Değişik ülkelerden gelmiş insanlar aynı masada birer kadeh şarap ısmarlarlar. Şaraplar gelince bakarlar ki, her birinin kadehinde birer karasinek vardır. Acaba kim nasıl tepki verecek? İşte bu sorunun cevabı :
İsveçli, aynı kadehte yeni şarap getirilmesini ister. İngiliz, yeni kadehte yeni şarap getirilmesini ister. Finlandiyalı, sineği kadehten alır ve şarabı içer. Rus, şarabı sinekle içer. Çinli, sineği yer fakat şarabı içmez. İsrailli, sineği yakalar ve Çinliye satar. Yunanlı, şarabın üçte ikisini içer ve yeni şarap ister. Norveçli, sineği yakalar ve yem olarak kullanmak üzere balığa çıkar. İrlandalı, sineği ezerek şaraba karıştırır ve İngiliz´e ikram eder. İskoç, farkında olmadan şarabı sinekle içer, sinek boğazına takılınca; ´Allah kahretsin şimdi içtiğimi kusacağım!´ der. Amerikalı, lokantaya tazminat davası açar ve 65 milyon dolar tazminat talep eder. Türkleri masada temsil etmekte olan Temel ise yandaki eczaneden bir sinek ilacı almaya gider. alıntı
bazı sözler karanlıkta söylenir, diyorum uykularımın birinde bazı sözler hiçbir zaman, diyorum kendi sesime uyanırken bazı sözler karanlıkta söylenir bazı sözler hiçbir zaman diyorum armaların birinde öyledir, iki yanı ağaçlı yollar, arasından geçip gitmektir şiir ağaçla, yolla, ne tarafa ve hangi zaman
imgenin şiddetiyle çoğalır anlam parçalana parçalana
geçtiğimiz yollardan onca yaprak düşer birkaç şiir kalır yalnızca o derin ağaçlardan
kendi sesimize uyandığımız rüyalarda
Murathan Mungan
|
|
Bir aşkı paylaşmak için çok geç, bir paylaşıma aşık olmak içinse erken... Beni sevda yerimden vurdu yine zaman... Şimdi sana söylenecek tek cümle:
Bende sana yetecek kadar ben kalmadı
|
|
|
|
|
|
|
BENDE SANA YETECEK KADAR BEN KALMADI
Sus pus olmuş, puslu bir İstanbul'muydu yüzün, yoksa çok bildik hüzünler mi taşınmıştı yüzüne Dolmabahçe da çay tadında.... Divit ucuyla yazılmış bir aşkın sureti vardı avuçlarında, tarih bir başka iklimin kıvamını gösteriyordu. Ben rehnedilmiş yelkovan gibi... hani akrep'i seven ama yüreği takvim yokuşlarında...
Sinemada elinin elimde terleyişinin bir anlamı olmalı, sesinin sesimde yankılanmasının... sanki perdedekine üzülmüş ya da sevinmişsin de tesadüfen akmış yüzün içime... Yalan! Sen perdeye bakıyorsun, fikrin benim seyir defterimde.. ve ben amerikanca bir filmi kürtçe seyrediyorum...
Kadın Beyoğlu'nun bir kış akşamında, üstündeki deri montun sahibine küs, soğukluğundan muzdarip yürüyordu... Adam da... Yürümek hiçbir şeyi çözmüyordu, bazı Aralık akşamlarında... Parmağında yaralı bir öyküyü taşıyordu adam... Kadının yüzünde bir hüzün... Hüzünlü aralık akşamında bir yüzük... Yüzüğün yüzünde dünya güzeli bir kadının kehaneti... ... Soğuğun ve karanlığın vehameti!
Hayatı, bir başkasının pantolonu gibi, küçültülmüş, daraltılmış... İlk sahibinin o pantalonla yaşadığı şeyler, yani pantalonu pantalon yapan anılar, bazı ilkbahar bereleri yüzünden yapılan yamalar, ter tüketen yazlar... Hepsi daraltılmış... Yaşananlara bir beden büyük geliyor artık hayat!
Bir aşkı paylaşmak için çok geç, bir paylaşıma aşık olmak içinse erken... Beni sevda yerimden vurdu yine zaman... Şimdi sana söylenecek tek cümle:
Bende sana yetecek kadar ben kalmadı...Text Here
| |
SAYFAMI KİŞİ ZİYARET ETMİŞ....
Free Website
Bu sayfada  dakika  saniye misafirim oldunuz .....
yorum yapmak için tıklayın ''ZİYARETÇİ YORUMLARI''
ZİYARETÇİ DEFTERİME YORUM YAZMADAN GİTMEYİN......
|